SeyahatlerAsya

Hamedan/ İran

Her yıl İranlı arkadaşlarımla geleneksel hale getirdiğimiz İran gezimizi bu yıl 23-28 Ekim 2025 tarihinde gerçekleştirdik. Her zamanki gibi dolu dolu bir beş gün geçirdik. Aslında bu geziyi Ekim 2024’de yapmayı planlamış fakat o zamanki İran-İsrail geriliminden dolayı gezimizi ertelemek zorunda kalmıştık.

Gezi güzergahımız, Hamedan, Kirmanşah, Zagros Dağları, Hürremabad ile Sus, Şüşter ve Ahvaz’ı içine alan Hüzistan bölgesiydi. Fakat Kirmanşah’tan sonra Zagros Dağları’na girince planlarımızda bir değişiklik oldu. Bölge çok engebeli olduğu için ulaşım hayli zaman alıyordu. Ayrıca gördüklerimiz karşısında yaşadığımız büyülü anları uzatmanın gerektiğini anladık. Dolayısıyla gezimizin Huzistan etabını iptal ettik ve böylece Zagros Dağları’nda iki günümüzü geçirdik.

HAMEDAN

Gezimizin ilk durağı Hamedan idi. Ben 23 Ekim sabahı İstanbul’dan Tahran’a geldim. Arkadaşlar da arabayla Zencan’dan Tahran’a gelip havalimanından beni aldılar ve Hamedan’a doğru yola koyulduk.

Şehrin ismi, eski Farsça’da Hegmetane, antik Yunancada ise Ekbatan’dır. Burası dünyanın en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilir. İrani halkaların ise kurduğu ilk şehir olup MÖ 700’de Medler’e başkentlik yapmıştır.

İran’ın orta-batı kesiminde, Tahran’ın yaklaşık 360 kilometre güneybatısında yer alan bu şehir, 3574 metrelik Alvand Dağı’nın engebeli arazisine kurulmuş olup rakımı 1850 metredir. Evliya Çelebi, 17. yüzyılın ortalarında uğradığı bu şehrin halkının Türkmence konuştuğunu, şehirde on bir tekke, birçok imarethane, 200 hamam, Hindistan, Anadolu, Arabistan ve İran’dan gelen tüccarların kaldığı birçok kervansarayla 2000 dükkânı içine alan Bâzârşâhî adlı bir de çarşının bulunduğunu, içme suyunun 150 çeşmeyle sağlandığını yazar.

                     Hamedan’da Görülmesi Gereken Önemli Yerler

Ali Sadr Mağarası

İranlı arkadaşlarım havalimanından beni aldıktan sonra ilk uğrak yerimiz bu mağaraydı. Burası Hamedan’ın yaklaşık 70 km. kuzeyinde olup ilk kez 1963’te dağcılar tarafından ziyaret edilmiş ve 1975’te de turizme açılmış.  Mağara girişinde verilen bilgilere göre burası 190 milyon yılda oluşmuş dünyanın en büyük sulu mağarasıymış. Toplam uzunluğu 12-14 km. olup ziyaretçilere dolaştırılan kısım ise ancak 3 kilometredir. Buradaki göl, yeraltı kaynakları ve yağmur suyu sızıntılarıyla besleniyormuş.

Mağarada ziyaretçileri gezdirmek için yüz adet kayık vardı ama ekim ayı olduğu için çalışan adedi çok azdı. Gruplar halinde kılavuz eşliğinde mağara gezdirildi ve gezinin büyük bir bölümü kayıklarla yapıldı. Uzun bir kayık rotası olan gezinin tamamı 2,5 saat sürdü ki bu kadarını da beklemiyordum. Her rehber, pedallı bir kayıkla dörder kişinin bindiği üç kayığı çekiyor ve gezilen yerleri tanıtıyordu.

Mağaradaki su, kokusuz, tatsız ve çok berraktı. Derinlik 0,5 metreden 14 metreye kadar değişiyor fakat berraklıktan suyun derinliği anlaşılmıyor. Ayrıca burada suyun ve havanın yaz kış sıcaklığı hiç değişmiyor; 16 derece.

Milyonlarca yılda oluşmuş sarkaçları görmek oldukça heyecan vericiydi. Gece boyu uyumadığım halde mağaradaki havanın temizliği mi, yoksa seyir keyfi mi bilmiyorum kendimi çok zinde hissediyordum.  Burada dar koridorlardan geçildikten sonra bazı yerlerde geniş holler yer alıyor. Sarkıtların durumundan esinlenerek bu hollere isimler verilmiş; mesela, “aslan pençesi, ejderha pençesi ve sütunlar” gibi.

Mağara gezisi bittikten sonra akşam Hamedan’a geldik. Mağara kapanmadan yetişelim diye gün boyu bir şey yememiştik. İranlı Amir Bey hamamdan dönme otantik bir restoran buldu. Bu tür restoranlar İran’da oldukça fazla. Ortada küçük ve sığ bir havuz ve etrafında yarım metre yükseklikte yer sofraları. Yemekler çok lezzetliydi ama biz mekândan daha çok keyif aldık.

İbn Sînâ Türbesi

Burası Hamedan’ın en önemli tarihî ve kültürel anıtıdır. İbn Sînâ’nın hayatı ve bilime katkıları hakkında bilgiler sunan bir müze de bu kompleksin bir parçası. Yapının tasarımında Günbed-i Kavus[1] mimarisi ön plana çıksa da burası, antik İran ve İslam sonrası dönemlerin mimari stillerinin bir karışımını sergilediği için kendine özgü özellikleriyle ön plana çıkıyor.

İbn Sînâ, yaklaşık 980-81 yılında Buhara yakınındaki Afşana köyünde doğdu. İslâm dünyasında İbn Sînâ künyesiyle meşhur olup bilim ve felsefe alanındaki eşsiz konumunu ifade etmek amacıyla Orta çağ âlim ve düşünürleri tarafından kendisine verilen “eş-şeyhü’r-reîs” unvanı ile de bilinir. Batı’da genellikle Avicenna olarak bilinmekte ve “filozofların prensi” diye nitelenmektedir. Aslen Belhli olan babası, Sâmânîler döneminde Buhara’ya yerleşmişti.  İbn Sînâ’nın tam ismi, Ebû Alî el-Hüseyn b. Abdillâh b. Alî b. Sînâ (ö.1037) olup İslâm Meşşâî-Aristo okulunun en büyük sistemci filozofu ve Orta çağ tıbbının önde gelen temsilcisi olarak bilinir. Tıp ve felsefe haricinde birçok alanlarda da eserler vermiştir. En çok bilinen eserlerinden bir kısmı şöyledir:

  1. el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb; ansiklopedik ve sistematik tıbbî eseri.
  2. Kitâbü’ş-Şifâ; mantık ve nazarî felsefe disiplinlerine dair ünlü eseri.
  3. el-İşârât ve’t-tenbîhât’; mantık, fizik ve metafiziğe dair en son görüşlerini ihtiva eden eseri.
  4. Ḥay b. Yaḳẓân; İbn Sînâ’nın başlattığı ve İbn Tufeyl gibi filozofların sürdürdüğü hikâye türünde felsefî eser.

İbni Sînâ hakkındaki genel yanılgı, onun Buhara’da doğması hasebiyle Türk olduğunun kabul edilmesidir. Birinci kitabım olan Orta Çağ Aydınlığı-İslam Dünyası Bilim Tarihi’nde[2] ben de bu iddiayı savunmuştum. Buhara’nın da içinde olduğu Maveraünnehir’de bugün olduğu gibi o gün de Türklerin yaşadığını düşünmüştüm. Fakat daha sonra öğrendim ki Türkler o bölgelere hükmetse bile ancak 11. yy. sonrası yerleşmeye başlamıştı. Yani burası Sogdlar gibi İrani halkların yaşadığı bölgeydi. Kaldı ki İbn Sînâ aslen Belhli’dir.

Baba Tahir-i Üryan Türbesi

Burası da İbn Sînâ Türbesi gibi Hamedan’ın simgelerinden kabul edilir. 10. yy. sonlarında ve 11. yy. başlarında yaşamış olan Baba Tahir-i Üryan tasavvufi nitelikte rubailer (ikili beyit-Farsçası dubeyti) yazan sufi bir şairdir.

Baba Tâhir’in, şiirlerinde sık sık yersiz yurtsuz bir serseri hayatı sürdüğünden, tuğlayı yastık yapıp uyuduğundan, sürekli olarak sıkıntı içinde bulunduğundan söz etmesi bir kalenderi[3] hayatı yaşadığını göstermektedir. “Üryan” lakabını da bu sebeple almış olmalıdır. Ahmet Yaşar Ocak onu kalenderilerin öncüsü kabul eder.[4] Selçuklu sultanı Tuğrul Bey 1055’e doğru Hamedan’a geldiğinde Baba Tâhir-i Üryan’ı ziyaret etmişti.

Baba Tahir’in mezarının etrafında 24 ayrı taşta 24 dubeyti (ikili beyit) yazılmış. İranlı arkadaşım Amir Bey şiiri çok sever, sık sık Ömer Hayyam’dan, Hafız’dan ve diğer İranlı şairlerden şiirler okurdu. Fakat Baba Tahir’den şiir okuduğunu hiç hatırlamıyorum. Meğer gençliğinde onun bütün şiirlerini deftere yazmış. Taşlara yazılmış dubeytilerin bir kısmını okumaya başladı ve tercüme etti. Şiirlerin derinliğinden çok etkilendik ve gerçekten duygusal anlar yaşandı. Buradaki dubeytilerden bir kısmı:

Ben öyle bir rindim ki ismim kalender değil/ Ne yurdum var ne yuvam var ne de sabit yerim.

Gündüz olunca evlerin etrafını dolaşırım/ Gece olunca başımı kerpiçlere koyar uyurum.

Ey Allah’ım gönlümün feryadına yetiş/ Kimsesizin kimsesi sensin, ben ise kimsesiz kaldım.

Herkes diyor ki; Tâhir’in kimsesi yok/ Allah benim ile beraberdir başkasına gerek

yok.

Eğer sarhoşların sarhoşuysak sendendir/ Eğer ayaksız ve kolsuzsak sendendir.

Hindû, kâfir veya Müslüman isek/ Ne milletten olursak olalım yine sendendir.

Ganjnameh Yazıtları

Değerli öğüt, hikmetli yazı anlamına gelen Ganjnâmeh, Hemedan’a 12 km mesafede, Alvend Dağı’nın eteklerine M.Ö. 5. yy’da Pers-Ahameniş kralı Büyük Darius (MÖ 549- 485) ve oğlu I. Xerxes (MÖ 518–465) tarafından yazdırılmış kaya yazılarıdır. Bu yazıtlardan sol üstteki Büyük Darius’a, sağ alttaki ise oğlu I. Xerxes’e aittir. Her iki yazıt, çivi alfabesiyle Eski Farsça, Elamca ve Babilce olmak üzere üç ayrı dilde yazılmıştır.

Bu yazılarda, Zerdüşler’in Tanrısı Ahuramazda’ya atıflar vardır. Birinci yazıtta Darius’un, ikincisinde ise I. Xerxes’in krallar kralı olduğu ve soylarının Ahamenişler’e dayandığı vurgulanmıştır. Her iki yazıtta da aynı şeyler yazılmış olmakla beraber sadece isimler değişir. Birincideki Darius yerine ikincide Xerxes ve babalarının isimleri değişmiş. Birinci yazıtta yazılanların yaklaşık tercümesi şöyle:

“Bu dünyayı yaratan, her şeyi yaratan, gökyüzünü yaratan, İnsanı, mutluluğu için Darius’u yaratan en büyük Tanrı Ahuramazda’dır.  Tek kral, bir çokların kralı, bir çokların efendisi; ben, Büyük Kral, kralların kralı, her türden insanı barındıran ülkelerin kralı, uzak ve geniş bu büyük dünyanın kralı ve Hystaspes’in oğlu, bir Ahamenişim.”

Hemedan’da Görülecek Diğer Yerler

Meşhurların Heykelleri

Hamedan, tarihte birçok âlim, şair, sufi ve ünlü şahsiyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kişilerin birçoğu Hamedanlı olup az bir kısmı da sonradan buraya gelmiştir. Dışardan gelenlerin en ünlüleri, İbn Sînâ Orta Asyalı; Baba Tahir-i Üryan ise Hamedan’a komşu Luristan-Hurremabadlıdır.

Ünlüler parkı hemen İbn Sînâ’nın Türbesi’nin yanında olup yirmi civarında ünlünün büstü burada yer almaktadır. İbn Sînâ’dan sonra bize göre buradakilerin en ünlüsü Orta çağ İslâm dünyasının yetiştirdiği seçkin devlet adamlarından, âlim ve tabiplerden biri olan Reşîdüddin Fazlullah-ı Hemedânî’dir (ö. 1318). Onun Farsça eseri Câmiu’t-Tevârîh, modern anlamda ilk dünya tarihi olarak kabul edilir. Burada büstü olan bizim tanıdığımız diğer bir ünlü ise Şâfiî fakihi ve şair Aynülkudât el-Hemedânî’ydi. Orta Asya sufiliğinin önemli isimlerinden birisi olan Yusuf Hamedanı’de buralıdır. Ahmet Yesevi ve Hacegan silsilesinin kurucusu Abdulhalik Gucdüvani Yusuf Hamedani’nin halifelerindendi.

Hegmataneh-Ecbatana

MÖ 7. yüzyılda, bugünkü Hamedan şehrinin yerinde, antik dünyanın simgesel bir şehri olan Hegmataneh-Ecbatana şehri vardı. İlk İran imparatorluğu olan Medler’in (MÖ 678-549) ilk başkenti olan Hegmataneh, tam bir ihtişam, zenginlik ve şöhrete sahipti. Bugün bu ihtişamdan, dünyanın dört bir yanındaki en önemli müzelerde sergilenen değerli eşyalar dışında, Hamedan şehir merkezindeki bir tepenin üzerinde yer alan kalıntılar kalmıştır. Bu antik şehir Medler’den sonra Ahameniş, Seleukos, Part ve Sasani hükümdarlarının yazlık başkenti olarak hizmet vermiştir.

İmam Humeyni Meydanı (Şehir Merkezi) 

Hemedan şehir merkezinin gezdiğim diğer İran şehirlerinden çok daha farklı bir havası var. Çok geniş bir meydan ve etrafında 19.yy. Kaçar döneminden kalma dönemin mimarisini yansıtan iki katlı binalar yer alıyor. Yuvarlak formdaki meydanın mimarisine binalar da uymuş. Ayrıca etrafta yüksek bina olmayınca çok ferah bir alan oluşturulmuş.

Taş Aslan (Shir-e Sangi)

Hamedan’ın simgesi olan taş aslan heykeli, efsaneye göre kötülükten, felaketten ve soğuktan korunmak için bir tılsım olarak da kabul edilir. Makedonyalı İskender tarafından komutanlarından Hephaestion’un MÖ 324’te ölümü üzerine onun anısına yaptırılmıştır. Heykel, bugün oldukça hasarlıdır. Buradaki hikâyeye göre, burnunun çıkıntısı, koca arayan kadınların öpücükleriyle düzleşmiştir!

Kümbet-i Alavian

Yaklaşık 12.yy’da inşa edilmiş, Selçuklu dönemine ait kare planlı ve kubbeli kümbet, ilk olarak Alavian ailesi tarafından cami veya dergâh olarak inşa edilmiştir. Başlangıçta yeşil bir kubbeden oluşan yapı, daha sonra bir mahzen eklenerek bir aile türbesine dönüştürülmüştür.

İlk yapının kubbesi zamanla doğal olaylar (rüzgarlar, yağmurlar vb.) nedeniyle yıkılmıştır. Binanın adındaki kümbet, yapının orijinal şeklini ifade eder. Yapıda bulunan güzel süslemeler ise dönemin ince sanatlarını gösterir.

Yahudi Ester ve Mordekay’ın Türbesi ve Taş Kapı

Yahudi Ester ve Mordekay’ın Türbesi

Ahameniş-Pers İmparatorluğu’ndan beri (MÖ 5. yy.)  İran’da önemli bir Yahudi cemaati bulunmaktaydı. Hemedan’daki bu türbe, Kral I. Xerxes’in Yahudi eşi Ester ve amcası Mordekay’a ait olduğu kabul edilmektedir. Ester ve Mordekay Türbesi, dünyadaki Yahudiler için kutsal bir mekanmış. Türbenin ilginç bir yanı ise 200 kg’lık taştan giriş kapısıdır. Bugüne kadar böyle bir kapıya ilk kez rastladım.

Ester ve amcası Mordekay’ın efsanevi hayat hikayesine gelince; MÖ 500 yılında Pers topraklarında doğan ve çocukken ailesini kaybeden, bu yüzden amcası Mordekay ile büyüyen bir kız hakkındadır. Bu kız, Darius’un oğlu I. Xerxes’in sarayına girdi ve o dönemde İran Kraliçesi oldu. Ester’in hayatı hakkında birkaç anlatım vardır. Bunlardan biri, hükümetteki Yahudi etkisinden korkan I. Xerxes’in kurnaz veziri Haman’la ilgilidir.  Vezir, kralı İran’da yaşayan tüm Yahudileri öldürmesi için ikna etmiş ve ferman çıkartmış. Ancak kraliçe Ester ile amcası Mordekay, konumları ve saraydaki iyi ilişkileri sayesinde bu fermanı I. Xerxes’in iptal etmesini sağlamışlar. Böylece Yahudiler kurtulmuş ve bunun anısına Yahudi dünyasında “Purim Kutlamaları” adı altında bayram yapılmaya başlamış. İzmirli arkadaşım, bu kutlamalarda ismi Ester olan kadınların bir gün oruç tuttuğunu söyledi. Ester ve amcası Mordekay’ın hayat hikâyesi, Yahudiliğin mukaddes metinlerini oluşturan Tanah’ta da geçmektedir.

Sokak Heykelleri

Hamedan’ın kültürel yapısına zenginlik katan bir başka unsur da sokak heykelleridir. Şehrin günlük yaşantısı ve tarihten günümüze farklı figürlere yer verilmiştir. Bize göre bunların en ilginç olanı antik çağdaki İran şahlarının toprak altından kalkıp dirilişini sembolize eden heykeldir. Bir başkası da günümüzde akıllı telefon kullanan genci, eski çağlarda yaşamış insanların hayretle izlemesi. Diğerleri ise şöyle; kalbur yapan ustalar, sokak berberi ve sokak çaycısı.

Kaynakça;

-https://gezekalin.com/2022/06/13/tum-cekincelerinizi-bir-kenara-birakin-iran-gezi-yazisi-zencandan-hemedan-kirmansaha/

-https://www.iransafar.co/hamadan-travel-guide/

-https://iranontour.com/city-attractions/hegmataneh/

-https://gezimanya.com/hamedan

https://tr.irna.ir/news/85427417/Hamedan-%C4%B1n-Muhakkak-Gezilmesi-Gereken-Yerleri

https://www.seyahatya.com/iran-gezi-notlari-19-medlerin-baskenti-hemedan/

-Tahsin Yazıcı, Hamedan, TDVİA 17.cilt, 1997 İstanbul, s. 183-185.

-https://www.unesco.org/archives/multimedia/document-6874.

-Tahsin Yazıcı, Baba Tahir-i üryan, TDVİA 4. Cilt, 1991 İstanbul, s. 370-371.

-https://itaatsiz.org/baba-tahir-uryan-i-hemedaniden-melamet-ve-kalender-hal-siirleri/

-A. Yaşar. Ocak, Kalenderiler, TTK Yayınları 2. Baskı, 1999 Ankara


[1] Günbed-i Kavus İran’ın kuzeyinde, Gülistan Eyaletinde aynı adı taşıyan şehrin ortasında yer alan bir anıttır. Günbed-i Kavus aslında bir prens, şair, âlim, general ve sanatçı olan Kavus’un anısına 1006 yılında yapılmıştır.

[2] http://nazmiemin.com/wp-content/uploads/2024/02/islam_bilim_tarihi.pdf

[3] Dünyayı ve dünyevî değerleri umursamayan, içinde yaşadıkları toplumun, toplumsal düzenin inanç ve geleneklerine karşı çıkan, bunu kılık kıyafet, tutum ve davranışlarıyla gündelik hayatlarına da yansıtan sufi anlayış.

[4] A. Yaşar. Ocak, Kalenderiler, 1999.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Language »