
23-28 Ekim 2025 İran gezimizin Hamedan’dan sonraki ikinci durağı Kirmanşah idi. Ama gezinin ikinci ayağı ise Kirmanşah’tan giriş yaptığımız Zagros Dağlarının Hewraman bölgesi.
Zagros Dağları, İran’ın, kuzeybatısında başlayıp güneybatı yönünde Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan sıradağlardır. Zagros Sıradağları yaklaşık 1.600 km. uzunluğunda ve 240 km. genişliktedir. Büyük ölçüde günümüzde İran sınırları içinde yer alan bu sıradağlar, İran platosunun en batı sınırını oluşturur; ancak çok az da olsa kuzeybatıdaki etekleri Türkiye ve Kuzey Irak sınır bölgelerine kadar uzanır.

HEWRAMAN/ URAMAN
Hewraman, Kuzeybatı Zagros Dağları’nda coğrafi ve idari sınırları nispeten belirli olan ve büyük bir kısmı İran’da, az bir kısmı ise Irak’ta bulunan bir bölgedir.İran’daki kısmı, Kürdistan ve Kermanşah olmak üzere iki eyalette yer alır. Irak’taki kısmıysa Halepçe’den İran sınırına kadardır.

Bölgede yaşayan halk, Gorani olarak adlandırılır ve İrani dillerden Goranice konuşur. Goranice’de Hewraman ‘bulutlu-yağmurlu-bereketli’ yer anlamına gelir. Bölgeye 19. yüzyılda Batılı seyyahlar “Kartallar Yuvası” demişlerdir. Burası aynı zamanda eskiden Zerdüştlerin sığındığı kendilerini güvende hissettikleri bir yer olup Goranice ile yazılmış Zerdüşt metinleri bu bölgede çok yaygındı.
Hewraman’da yaşayan Goraniler, dillerini Kürtçenin bir lehçesi olarak kabul ediyorlar. Bizim İranlı arkadaşlarda öyle biliyor. 16. yüzyıl Kürt yazarı Şerif Han Bitlisi ve 17. yüzyılda yaşamış Evliya Çelebi’de bu toplulukları Kürtler ’in alt gurupları olarak tanımlarlar.[1] Bununla beraber Kürt ve Fars kültürü hakkında araştırmalar yapan Rus Şarkiyatçı V. Mirinosky Goranice’yi ayrı bir İrani dil gurubundan kabul eder.[2] Hollandalı Kürdolog Martin Van Bruinessen’da her iki dilin ayrı olduğunu ama Goranice ile Zazaca’nın yakın olduğunu belirtir.[3] Tunceli Zazalarından bir arkadaş, İran’da Goranilerle karşılaştığını ve onların dillerini anladığını bana söylemişti.

Dağlık Hewraman Bölgesi’ndeki yerleşim yerleri, nehir kenarlarından vadilerin tepelerine doğru uzanır. Muhteşem teraslı köyleri ve güzel dağ manzaralarıyla bölgenin büyüleyici güzelliği, gezginlerin burada daha fazla vakit geçirmesini sağlıyor. Hawraman halkı, tüm mimari değişim ve dönüşümlere rağmen tarihi yapılarına sadık kalarak doğayla uyum içinde yaşama biçimlerini günümüze kadar koruyabilmiştir. Teraslı köylerde bir evin çatısı aynı zamanda da üstteki evin avlusu oluyor.
Javanrud
Hewreman’a, Kirmanşah eyaletine bağlı ve buranın en güney sınırını belirleyen Javanrud şehrinden giriş yaptık.
Burası, Kirmanşah’ın 90 km kuzeybatısında ve Irak ile sınır olup, halkı Kürtçe ve Goranice konuşan Sünni bir yerdir.
Javanrud’daki halkın çoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşmakla beraber burada bulunan sınır pazarı, şehrin bir diğer cazibe merkezidir. Burası, Irak’tan gelen ucuz (kaçak-vergisiz) ürünlerden dolayı bu bölgedeki en büyük pazarmış.

İranlı arkadaşların isteğiyle pazara uğradık. Üstü açık olan Pazar gerçekten çok büyükmüş; bin civarında dükkân varmış. Pazarda dolaşırken sık sık birileri bana bir şey soruyordu ama ben anlamıyordum; meğer oyun kâğıdı, çay, sigara ve içki gibi kaçak şeyler teklif ediyormuş. Sonra arkadaşlar bir dükkândan birer tane tencere aldılar. Gezerken kaçak ürünler teklif edenlerden birisinden İranlı arkadaşlar içki-alkol istedi, o da getirmeye gitti ama biraz bekledik gelmeyince programımız aksamasın diye daha fazla beklemeden pazardan ve o şehirden ayrıldık
Paveh
Paveh, İran’ın Kirmanşah eyaletine bağlı İlçe-şehristani olup halkının konuştuğu ana dil çoğunlukla
Goranice’dir. Coğrafi olarak da Hewraman bölgesinin yaklaşık ortasına denk gelen Paveh, bölge sakinleri tarafından Hewraman’ın başkenti olarak kabul edilmektedir.

Javanrud’dan sonraki durağımız Paveh oldu. Buralarda kasaplar yeni kesilen hayvanların etlerini dışarıya asıyor, eskiden Zigana Dağında buna benzer manzaralar görmüştüm. Yaklaşık 16:00 sularında yemeği burada yedik ve wc için bir camiye gittik. Dışarıdan gelenler için ayrı, camiye girenler için ayrı wc’ler vardı. Ben camiyi de merak ettiğim için iç kısımdaki wc’ye gittim. Tek kelimeyle pırıl pırıldı, uzun süredir bu kadar temiz cami wc’si görmemiştim. Bugüne kadarki tecrübeme göre, genel manada İran’da wc’ler temizdir, Arap bölgelerinde anlatılan hikayelere İran’da pek rastlanmaz.
Hewraman gezimizin dönüşünde de buraya uğradık. İranlı arkadaşlar buradan da bir şeyler alabilir miyiz diye düşünmüşlerdi fakat Javanrud gibi canlı ve büyük pazarı yoktu. Birkaç pasaja girdik çıktık, Hamit Abi biraz hububat aldı çünkü burada çok ucuz olduğunu söyledi. O bize göre biraz daha eski toprak, onun böyle huyları var. En son Kirman ve daha eski olan Gilan gezimizde de Hububat ve baharat türü şeyler almıştı.
Sultan Sahak/İshak Türbesi
Paveh’den sonra akşama doğru Sultan Sahak Türbesine geldik. Türbe, Paveh sınırları içerisinde ve Şirvan Nehri kıyısında Pirdever bölgesindedir. Şirvan Nehri, Kürdistan ve Kermanşah eyaletlerinin en uzun nehri olup Hewraman bölgesini ikiye böler.

Sultan Sahak, 13-14. yüzyıllarında yaşamış, Ehl-i Hak veya Yâresân olarak da bilinen inanç sisteminin kurucusu ve ruhani önderidir. Ehli Haklar batıni Alevi meşrep ekollerden olup, bizdeki Bektaşiler ve Kızılbaş Aleviler gibi toplu dini ayinlerine cem derler. Cemlerinde kadın erkek karışık saz eşliğinde nefesler okurlar. Bununla ilgili yüzlerce kadın erkeğin saz eşliğinde nefesler okuduğu videoları var. Yaklaşık 5-6 sene önce bu tür bir videoyu izlediğimde çok etkilenmiştim.

Sultan Sahak’ın türbesinin bulunduğu yer bu dini ekolün merkezi olduğundan külliye tarzında başka binalara da sahip. Biz etrafı gezerken akşam vakti bir derviş türbenin önünde saz çalmaya ve ilahi/nefes okumaya başladı. 50 yıldır bu türbede hizmet eden türbedar diyeceğimiz birisiyle de tanıştık. Beş nesil boyunca burada hizmet verdiklerini bize anlattı. Kızılbaş Alevilerindeki kutsal kabul edilen dede aileleri gibi bunlarda da buna benzer bir yapı var. Bu türbedarda o aileden geliyormuş.
Sultan Sahak Türbesinin hemen yakınında Pir Davut Türbesi var. Dağlardan aşağıya inerken nehrin kenarında burayı görmüştük, manzara mükemmeldi. İlk başta burasını Sultan Sahak Türbesi sanmıştık. Sonra Navigasyon bizi daha ilerideki esas türbeye getirdi. Pir Davut, Sultan Sahak’ın döneminde yaşamış Ehlik Hak inancı için önemli bir pirdir ve bugünkü kutsal ailelerin bir kısmı onun soyundan geldiği kabul edilir. Pir Davut Türbesi ziyaretinden sonra buradan ayrıldık.

Zagros Dağların’da Hewraman bölgesini ziyaret etmemizin ana sebebi burada yaşayan Ehli Haklar’dı. Çünkü Bektaşilik ve Kızılbaş Aleviliği çalışmalarımda sık sık karşıma çıkardı. Konu ile ilgili ansiklopedik bilgiyi İslam Ansiklopedisinin “Ehl-i Hak”[4] maddesinde bulabilirsiniz.
İranlı Arkadaşım Amir Bey eve döndüğünde annesine Hewraman bölgesine gittiğini söylemiş; annesi de dayısının Ehli Hak olduğunu ve 1950’li yıllarda kendisi çocukken dayısıyla ilgili bir hatırasını anlatmış. Dayısı Hewraman’da bulunan şeyhini ziyaret etmek istemiş fakat bir türlü gidememiş; bir yıl gecikmeli olarak Hewraman’a gittiğinde, orada onu karşılayan dervişlerden birisi ona demiş ki nerde kaldın pirimiz seni bir senedir bekliyor. Annesinin dayısının pirini ismi de Nûr Ali Şah İlâhî’ymiş (ö. 1973). Literatüre baktım bu zat çok meşhur; Ehli Hakların son dönemde yaşamış önemli pirlerinden Hacı Ni‘metullah Ceyhunâbâdî’nin (ö. 1920) oğluymuş ve “Burhânü’l-ḥaḳ ve Maʿrifetü’r-rûḥ” adlı eserleriyle bilinir.
Taht-ı Hewraman/Uraman Taht
Hewramna bölgesinin en meşhur yeri olan Taht-ı Hawraman veya yerel söyleyişle Uraman Taht, İran’da görülmesi gereken 12 büyülü köyden biri kabul edilir. Eskiden burası Hewraman’ın merkeziydi. Zaten Taht-ı Hawraman’nın anlamı da Hewraman’ın merkezi, kalbi demektir. Irak sınırına çok yakın olan köyün nüfusu yaklaşık 3000 civarındadır.

Hewraman Bölgesi hakkında yukarıda yazdığım, nehir kenarlarından vadilerin tepelerine doğru taş yapılarla kurulu olduğunu, muhteşem teraslı köyler ve güzel dağ manzaralarıyla büyüleyici güzelliğinin tamamını burada gördük. Evlerin basamaklı bir mimarisi var, her evin çatısı, yerel dilde “Heyvan/Eyvan” olarak adlandırılan bir diğer evin avlusudur ve sokaklar bu avlular aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Dağın eteğinden tepeye doğru evler doğayla uyum içinde yapılır ve dağ oyulurken çıkan taşlar aynı zamanda binanın taş duvarlarını oluşturur.
Köy, yaklaşık binyıldan beri süregelen ve hem dini hem de turistik ziyaretçileri cezbeden Pir Şaliyar törenlerine ev sahipliği yapıyor. Etkinlikte müzik eşliğinde yerel folklor, derviş dansları ve toplu ziyafetler yer alıyor.

Ehli Hak Pirlerinin türbelerinin ziyaretinden sonraki durağımız Tahtı Hewraman idi. Bizim planlamamıza göre hem türbeleri hem de Tahtı Hewraman’ı aynı gün görür akşamda Hewraman’dan ayrılıp İlam şehrine doğru yola çıkarız ama yolculuk bizim planladığımız gibi gelişmedi. Türbe ziyaretleri bittiğinde akşam yeni olmuştu. Mesafeler uzun değil ama dağlık bölge, yollar vadilerin dibinden dağların tepelerini aşarak devam ediyor. Navigasyona göre akşam 22;00 sularında ancak Tahtı Hewraman’a ulaşabilirdik.
Kıvrımlı yollardan dağın tepesine çıktık karşımızda iki yol vardı birisi askeriyenin içine giriyor bizde diğerini seçtik. Biraz gittikten sonra arabayı kullanan Amir Bey dedi ki navigasyon da varılacak zaman artmış, sanırım yanlış yola girdik. O şekilde biraz daha devam ettikten sonra yolda birisine rastladık ve ona sorduğumuzda yolu uzattığımızı anladık. Tekrar dağa doğru tırmandık ve dağ başındaki yol ayrımına geldik. Oradaki askerlere sorunca onlar askeri alanın içinden geçilmesi gerektiğini söyledi ve böylece devam ettik. Bulunduğumuz bölge aynı zamanda Irak sınırına çok yakın olduğundan telefonuma Irak’a hoş geldiniz türünden mesaj geldi.
Bu sefer doğru yoldan vadiye doğru devam ettik ama etraf çok karanlıktı. Arkadaşların söylediğine göre kışın bu yol kardan kapalı olurmuş. Bu gidişe göre gece Tahtı Hewraman’a ancak varacağımız belli oldu. Birde buradaki yolculuğu hafife almışız hem zorlu yollar hem de nefes kesen manzaralardan dolayı burada daha fazla vakit geçirmemiz gerektiğini anladık. Arkadaşlar dediler ki biz programın İlam ve Huzistan Kısımını iptal edelim burada ne kadar gerekiyorsa kalalım sonrada Kirmanşah’a döner oradaki ve sonrada Hürremabad’taki programımızı tamamlarız; böylece programımızı kısmen değiştirmiş olduk.
Gece 22;30 sularında Tahtı Hewraman’da internetten bulduğumuz bir otele geldik ama kapalı gibiydi. Biraz kapısını çaldık birisi kapıyı açtı ve dedi ki şu an tadilattayız ama gürültüden etkilenmezseniz geceyi geçireceğiniz bir yer ayarlarım. Başka otel sorduk ona ve tarif ettiği yere gittik, yeni açılmış bir oteldi şimdilik müşterisi yoktu neyse bize iki odalı mutfaklı bir yer ayarladılar. Burası merkezin biraz dışında bir yer ve buradan köyün ışıklı manzarası çok güzeldi. Odaya yerleştikten sonra arkadaşlar ne yiyelim diye söyleyince saat 16;00’da yedik şu an 23;00 oldu ben bir şey yemem, meyve olursa belki dedim. Neyse onlar gittiler geç vakitte açık bir yer bulmaya. Gece yarısı meyve buldukları gibi kebap ve kuyruk yağıda alıp geldiler. O sıra da çayımızda hazırdı. Bana ısrar etseler de sadece meyve yedim ve çay içtim. Onlarsa akşam dışarda yemek yesek de biz gece eve ne zaman gelirsek yiyerek yatarız, yatağa tok karnına gireriz dediler. Bende onlara espri yaptım; bizim orada bazı doktorlar, elli yaşından sonra gece yarısı kebapla beraber kuyruk yağı yemeği intihar yöntemlerinden birisi kabul eder.

Sabah otelden ayrılıp köye hâkim bir tepeye geldik, biraz etrafı seyrettik; havada güzeldi, manzarada. Sonrada köyün en eski sokaklarının başladığı yere geldik. Buradan sonra arabayı bıraktık çünkü bu kısımda sokaklar hem dar hem de bir kısmı alttaki evin damından geçiyor. Hamit Abiyle ben yukarıdan aşağıya doğru köyü gezerken Amir Bey’de arabayla köyün alt kısmındaki buluşacağımız noktaya indi.

Önce köyün camisinin bulunduğu yere gittik, sonrada şenliklerin yapıldığı Pir Şalıyar’ın evine önüne. Daha sonrada dar sokaklardan ve evlerin damından aşağıya doğru köyün sokaklarında dolaşmaya başladık. Az bir düzlük olan bir yerde yaşlı insanlar oturmuş sohbet ediyordu. Bizde yanlarına gittik, tanıştık ve fotoğraf çektirdik. Kıyafetleri Kuzey Irak’ın Kürt bölgesindekiler gibiydi. Zaten bu bölgenin tamamının geleneksel kıyafetleri böyle. Benim dikkatimi çeken ve başka bir yerde görmediğim geleneksel yelekleri vardı. Keçeden yapılmış “fereci” dedikleri kahverengi yeleklerin omuz kısımları kalkıktı. Nedenini sordum, bana tüfek taşıma esnasında tüfeğin omuzdan kaymaması için yapılmış bir şey olduğunu söylediler. İlginç bir ayrıntıymış; devlet otoritesinden uzak, ulaşımı zor olan bölgelerde insanlar kendi güvenliğini bir şekilde sağlamaya çalışıyormuş.
Pir Şaliyar Merasimi
Pir Şaliyar 11. yüzyılda Hewraman’da yaşamış bir dervişti. Bu bölgeyle özdeş olmuş Ehl-i Hak inancının en önemli kitabı olan “Serencam”a göre, Pir Şarliyar Ehli Hak büyüklerinden Baba Hoşin’in yanında yetişmiş bir Ehli Hak piridir ve türbesi Ehli Hak pirlerinin türbeleri arasında yer alır. Fakat yapılan dini ritüellere bakılırsa, buradaki manzara Ehli hak değil de Kadiri Tarikatı ritüellerini andırıyor. Zaten başka kaynaklarda Pir Şarlıyar’ı Kadiri Tarikatının piri olarak gösteriyor.

Yerel takvimin “rebendan” ayında (21 Ocak-20 Şubat) Pir Şaliyar anılmaya başlanır. Rebendan ayının onuncu günü ise Pir Şaliyar merasimi yapılır. Merasim esasen Pir Şaliyar’ın düğününün Uraman Taht’ta hâlâ ayakta duran ve kutsal sayılan evinin önünde canlandırılmasıdır. Düğünün de bir hikâyesi vardır. Derler ki; Buhara kralı konuşmakta ve duymakta güçlük çeken kızı Şah Bahar Hatun’u tedavi etmesi için Pir Şaliyar’a gönderir. Kız eğer iyileşirse Pir Şaliyar’ın onunla evlenmesine de müsaade edilecektir. Uzun süren tedavi sonucunda kız iyileşir ve Pir Şaliyar’a gelin olur. Fakat münzevi bir hayat yaşayan Pir Şaliyar’ın düğün yapacak bir şeyi yoktur. Tüm Hewramanlılar bir araya gelir, saygı duydukları ve çok sevdikleri pir için dillere destan bir düğün tertiplerler. İşte bin yıldır gerçekleştirilen temsili düğün günümüze kadar gelmiştir.
Törenin en önemli kısmı yemeklerin yenilmesinin ardından, ikindi sıralarında Pir Şaliyar’ın evinin önünde geleneksel folklor ve zikir gösterileridir. Köylülerin bir kısmı yemek sonrası yerel kıyafetlerle karşılıklı iki sıra halinde duran def çalanların etrafından kol kola girerek ritimli halaya durur. Binlerce kişide törenleri evlerin çatılarından seyreder. Normal halkın haricinde uzun saçlı dervişlerin başlarını sallayarak yaptıkları zikir ve dans, törene ayrı bir hava katar. Dervişler uzun saçlarını bağlamadıklarından kafa sallayışlarında saçlar yukarı kalkar ve sonra önlerine dökülür. Uraman Taht’ta yükselen zikir nidaları vadiden yankı yaparak yüksek dağlara ulaşır. Bu toplu zikirle aynı zamanda Pir Şaliyar’ın temsili düğünü de tamamlanmış olur.

Bu törenler sırasında buradaki anlatılanlara göre köyün nüfusu yaklaşık yüz bin olurmuş. Dört ay önceden de otel olsun kiralık evler olsun tamamen dolarmış.
Bolbar Köyü
Bolbar, Tahtı Hewraman’a 7 km. uzaklıkta şirin bir köy. Burasıda Tahtı Hewraman gibi basamaklı bir dokuya ve geleneksel evlere sahip. Bununla beraber burada evler, dağlar çok dik olduğundan, dağın eteklerinde kurulmuş, tepeye doğru çıkamamış.
Bolbar, suyu bol, suyun önü anlamına geliyormuş. Şirvan Nehri’nin bir kolu olan Çam Garan’nın kenarındaki düzlüklerde bağ ve bahçeler var. Dere yatağı mevsiminde çok geniş olduğundan biz buraya geldiğimizde kayıklar nehre 15-20 metre mesafede kalmış. Nisan ayı ve sonrası su bollaştığında nehirde kayıklarla geziliyormuş.

Tahtı Hewraman’nın büyüsü ve güzelliği bilinen bir yerdi ama burasını hiç duymamıştık. Bolbar gerçekten başka bir tür güzel ve bizi çok etkiledi. Burada dağlar Tahtı Hewraman’a göre daha dik, tepelerden köyün manzarası büyüleyici. Bana göre Tahtı Hewraman’a gelindiğinde kesinlikle uğranılması gereken bir yer. Zaten Tahtı Hewraman’a çok yakın ve Hacic yolu üzerinde.
Tahtı Hewraman’dan Bolbar’a geçerken dağların zirvelerinden geçtik ve köyün karşısındaki yamaçta bir evin çatısına çıktık. Buradan köyün manzarası güzel olduğundan hem fotoğraflar hem de videolar çektik. Ev sahibi eşiyle beraber nar ayıklayıp kurutuyordu bize de nar ikram ettiler. Yol boyunca zaten her yerde nar ağaçları ve nar satılan tezgahlar vardı. Bu bölge narıyla ünlü ve Ekim ayında nar festivali yapılıyormuş.

Hacic
Hacic, Bolbar dan sonraki durağımınız olduğu gibi aynı zamanda da bu gezi güzergahımız olan Hewraman bölgesinin de son durağıydı. Bizim gezi öncesi bilmediğimiz bir yerdi burası dolayısıyla herhangi bir okumamız yoktu. Hewraman bölgesinde daha fazla kalmaya karar verdikten sonra nerelere gidebiliriz diye soruşturunca öğrendik. Bölgenin bir başka favori köyü “Palangan”a ise gitmedik çünkü onun da gezilmesi gereken favori yerlerden birisi olduğunu Türkiye’ye dönünce yaptığım yeni okumalarda gördüm.

Hacıc, Hewraman bölgesindeki farklı coğrafyası, yemyeşil ve taş dokusuyla ilginç bir vadinin kalbindeki şirin bir köy. Buraya ulaşmak için hem girişte hem de çıkışta tünellerden geçmek gerekiyor. Köy, üç tarafı dağlarla çevrili derin bir vadi, diğer tarafı ise Şirvan’ı Nehri üzerindeki Darian Baraj Gölü ile çevrelenmiş. Köydeki sokaklar basamaklı yarım daire biçiminde olup sokaklardaki evlerin yönü ise güneye doğru yani baraj gölüne bakar.
Günümüzde Hacic köyündeki Darian Barajı ve gölünde tekne turlarına katılan turistleri görmek mümkün. Turistlerin buradaki bir diğer uğrak yeri ise Bel Şelalesi; gürül gürül sesi, yılın hiçbir mevsiminde suyunun azalmaması ve şifalı sularıyla turistler için ayrı bir çekim merkezi olmuş. İddiaya göre burası, dünyanın en iyi mineralli sularından biri olarak kabul edilen şelalelerdenmiş. Hacic’e girerken bizde buraya uğradık, kalabalık ziyaretçi kafileleri vardı ve bir kısmı da kendi yemeklerini getirmiş halka halinde oturarak yemek yiyordu.

Hacic Köyünde yaklaşık 1200 yıllık Seyyid Ubeydullah’ın türbesinin olması, köyün uzun bir tarihi geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Kose olarak bilinen Seyyid Ubeydullah, İmamzadeler’den 8. İmam Rıza’nın kardeşi yani İmam Musa Kazim’in oğluydu. İmam Rıza’nın ölümünün ardından Seyyit Ubeydullah Abbasilerden kaçarak ulaşımı zor olan Zagros dağlarının arasındaki Hacic köyüne yerleşmiş ve ölünceye kadarda burada kalmış. Hacıc’e geldiğimizde ilk olarak ben Seyyit Ubeydullah’ın türbesinin içinde bulunduğu mescide geldim. İki kadın vardı türbenin etrafında dolaşıyorlardı ve biriside ilahi okuyordu. Ben normal bir türbe sanmıştım onu çünkü bu tür yerlere İran’da çok sık rastlanıyor. Türbeyi ziyaret eden kadınlar rica ettiler fotoğraflarını çektim. Buraya Kirmanşah’tan gelmişlerdi. Burasının Çok önemli bir İmamzade’nin türbesi olduğunu Türkiye’ye döndükten sonra öğrendim.
Kaynakça:
Dr. Sıdıq Sefizade çev; Muhsin Özdemir, Serencamname, Sıtav yayınları, 2021 Van.
Martin Van Bruinessen, Kürtlük Türklük Alevilik, İletişim yayınları 13. Baskı, İstanbul 2019.
Hamid Algar, Ehl-i Hak, TDVİA 10. Cilt, 1994 İstanbul, s. 513-515.
