
Sivas’a ilk kez 1989’un Ağustos’unda kısa dönem (sekiz ay) askerlik için geldim. İki buçuk aylık acemi birliğini burada geçirdim ve sonra da usta birliği için Tokat’a geçtim. Yemin töreninden sonra ancak iznim oldu ve bu sürede kısa da olsa Sivas’ı gezmiştim. Hatırımda tek kalan yer valiliğin bulunduğu büyük meydan ve askerlik yaptığım 48. piyade alayı. Gerçi Sivas’ta askerlik yaptığımı duyanlar “Temel Tepe” mi diye soruyorlar. Temel Tepe soğuğuyla meşhur bir yer fakat orası bizim zamanımızda kullanılmıyordu. Bizim askerlik yaptığımız yer oranın yaklaşık yüz metre aşağısındaydı.

Daha sonra da Sivas’a yolum düşmedi. Ancak 2003’de Haliç-İstanbul’da açılan Miniatürk vasıtasıyla bu şehre ait önemli tarihi eserleri görme imkânım oldu. Miniatürk, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin tarifine göre: “Antik Çağ’dan Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’ya değin bu topraklarda hüküm sürmüş ve iz bırakmış her medeniyetin kültürlerinden günümüze kalan zengin mimari mirası bir araya getiren bir proje. ‘Büyük Ülkenin Küçük Bir Modeli’ sloganıyla yola çıkarak, Türkiye’nin vitrini oldu.”[1] Özellikle yurt dışından gelen misafirlerimi ilk getirdiğim yer burasıdır. Böylece misafirlerimin Türkiye sınırları içerisinde var olan önemli tarihi eserleri bir arada görüp Anadolu’nun kültür yapısını kavramalarına yardımcı oluyordu.

Birer Selçuklu yapısı olan Erzurum ve Sivas’taki Çifte Minareli medreseler misafirlerimin çok ilgisini çekiyordu; özellikle taşa oyulmuş giriş kapılarındaki süslemelere hayran kalıyorlardı. İşin doğrusu ben de çok etkilendim. Misafirlerime Osmanlı ve Selçuklu mimarilerini basitçe anlattıktan sonra eserler üzerinden sorduğumda Bursa Ulu Camisi hariç diğerlerini ayrıt edebildiler. Bir başka şey, Miniatürk’de sanki Selçuklu eserleri daha baskın veya bunlar çok ayrıt edici özelliklere sahip. Tabii şunu da unutmamalı ki Osmanlı’nın büyük bir parçası da Balkanlar’da kaldı. İşte bu Miniatürk gezilerim sayesinde Selçuklu dönemi medreselerine ilgi duymaya başladım. Daha önce Erzurum, Kayseri ve Konya’yı gezmiştim. Sivas’ta da kısa süreli askerlikten dolayı bulunmuştum fakat bu eserleri görme fırsatım olmamıştı.

14 Ekim 2021 tarihinde hem iş hem de ziyaret maksadıyla yirmi dört saatlik kısa bir seyahat yaptım Sivas’a. Aslında memleketim Trabzon gibi uçak severleri çok olsaydı seyahatim günübirlik de olabilirdi. Güne erken başlayabilmek için akşamdan geldim buraya. Akşam kaldığım otelde Çorumlu iki galerici gençle tanıştım. Malatya’dan araba almışlar, dönüşte de geç olduğundan konaklama için buraya uğramışlar. Fırsat bu fırsat, otelin hamamına gitmişler. Onların tabiriyle Balili (Uzak Doğudan masaj için gelen herkese burada Bali’den geldi diyorlar, sanırım Bali buralarda tanındığı için, yoksa her gelen oradan gelmiyor.) kızlar hem masaj hem de hamamda kese yapmışlar. Masajdan memnun kalmışlar ama keseyi beğenmemişler. “Kese işinde kollu-kuvvetli adam lazım, bunlar ufak tefek cılız kalıyor” dediler. Sivaslı pos bıyıklı kesecilerin yerini çekik gözlü minyon kızlar almış. Halbuki büyük şehirlerde Sivaslı keseciler meşhurdur. Diğer otellerde de böyle mi bilmiyorum ama muhtemelen pandemiden dolayı bulunmuş pratik bir çözüme benziyor.
Kısıtlı zamanım olduğundan Miniatürk’ten tanıdığım Selçuklu dönemi eserlerini sadece ziyaret niyetim vardı fakat gelmişken Sivas Kongresi’nin yapıldığı okulu da görmek istedim. Selçuklu dönemini ikiye ayırmak lazım; ilk dönem Selçuklu sultanlarının hüküm sürdüğü dönemki 1243’de Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilince Moğol-İlhanlı devletinin kontrolüne geçmesiyle başlıyor. Bu dönemden sonra vezirler dönemi başlıyor. İkinci dönemde yapılmış medreselerin giriş kapısının üstünde iki de minare var. Erzurum’daki Çifte Minareli Medrese de bu cümledendir.

Ulu Camii ve Keykavus Şifahanesi
Selçuklu’nun birinci döneminin en önemli iki eserinden birisi olan Ulu Cami (1196-97), hafif eğimli duran tuğladan tek minaresi, kubbesi olmayan hafif eğimli bir çatısı, düz tavan ve Osmanlı camilerinin aksine bol kemerli bir yapıdır. Diğeriyse Keykavus Darüşşifası (1217); klasik Selçuklu medresesi yapısı gibi girişte heybetli taş işlemlerinin yapıldığı bir kapı ve ortası boş kare formatında bir bina. Şifahaneler Selçuklu’da meşhur, Kayseri’deki Gevher Nesibe Şifa ve Tıp Medresesi (1205-6) buraya göre çok daha büyüktü.

Buruciye Medresesi
Vezirler dönemi yapılarından Buruciye Medresesi, sağlam kalmış muhteşem taç kapısıyla Sivas’ın ve Anadolu’nun ünlü yapıları arasında sayılır. 1271-72 yılında yapılan medrese, Hamedan-İran yakınlarındaki Burucerd’den gelme Muzaffer Burucerdî tarafından fizik, kimya, astronomi öğretimi yapılmak amacıyla yaptırılmış olup, Anadolu’daki simetrisi en düzgün medrese planına sahiptir. Açık avlulu medrese, dört eyvanlı ve iki katlıdır. Buruciye Medresesi, dışa taşkın taç kapısının yanlarındaki iki penceresi ve köşelerdeki yivli kuleleriyle, uyumlu öğelerden oluşan çok düzenli bir görünüm taşımaktadır.[2]

Gök Medrese
Kanaatimce Sivas’taki en güzel Selçuklu eseri (Divriği Ulu Cami hariç) vezirler döneminde yapılan Gök Medrese’dir. Bu yapı, Türk mimarisinin ve süsleme sanatının birlikte görülebildiği en önemli yapılardan kabul edilir. Yapının çeşitli bölümlerindeki yazıtlardan Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından, 1271-72 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Gök Medrese’nin mermer taş kapısı, bu dönemde rastlanmayan bir yapı çeşidi olup zengin bir görünüme sahiptir. Yapı, açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlı plan özelliğine sahiptir. Yapıldığı tarihten itibaren dini ilimlerin tahsil edildiği medrese olarak hizmet verdiği bilinen bina 1926 yılında müzeye dönüştürülmüştür. [3]

Çifte Minareli Medrese
Keykavus Darüşşifası’nın tam karşısına vezirler döneminde yapılmış Çifte Minareli medrese (1271-72) var. Bu medrese şifahaneden daha yüksek yapılmış ama kapısı, ön cephesi ve iki minaresi bugün ayakta kalmış diğer kısımlar yıkılmış. Taç kapının hemen üzerinde ki yazıtta, medresenin Moğol-İlhanlı Veziri Sahip Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271-72 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Yapının günümüze ulaşan tek özgün yanı, Anadolu’nun en yüksek taç kapısına sahip görkemli ön cephesidir. Taç kapı üzerinde yükselen iki minare ise adeta Sivas’ın sembolü olmuştur. Anadolu’da yapılmış en abidevi medreselerden biri olup, Dârü’l-hadis adıyla da bilinir. İki katlı, dört eyvanlı bir yapı idi. Taç kapının üzerindeki tuğla minareler çini bezemelidir.[4]

Neden Bazı Eserlerde Hükümdarlar Yerine Vezirlerin İsmi Yazıyor?
Erzurum’daki Yakutiye Medresesinin taç kapısının üzerindeki tek satırlık Arapça kitabeye göre medrese, Moğol Hanı Olcaytu döneminde (1310-11) Gazan Han ve Bolugan Hatun’un paralarıyla yaptırılmıştır.[5] Burada dikkatimi çeken şey, yukarıdaki Çifte Minareli Medrese’deki yazıtta Moğol hanının ismi yerine vezirinin isminin geçmesi halbuki Yakutiye Medresesi’nde ise Moğol Hanı’nın ismi geçiyordu. Bunun sebebini İslam sanatı hocası Dr. Patricia Blessing, Moğol Fetih’inden Sonra Anadolu’yu Yeniden İnşa (1240–1330) adlı çalışmasında şöyle açıklıyor: İslami eserlerin kitabelerine Müslüman olmayanların isimleri yazılmıyordu onun yerine Müslüman vezirin ismi yazılıyordu. Moğol hanları 1290’dan sonra Müslüman olunca Erzurum Yakutiye Medresesi’nde (1310-11) olduğu gibi artık isimleri yazılmaya başlandı.[6]

Kongre Binası
Sivas Kongresinin yapıldığı bina fotoğraflarda çok büyüleyici gözüküyordu bundan dolayı programımıza onu da ilave ettik. Bu yapı, 1892 tarihinde Sivas valisi tarafından yapılmış olup, yapıldığı tarihten 1981’e kadar okul olarak kullanılmış. Yapılışından müze (1983) oluncaya kadar: İdadi, Sultani, Sivas Lisesi ve Kongre Lisesi adlarıyla anılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında “Millî Mücadele Karargâhı” olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimiz için önemlidir.[7] İşin doğrusu çok etkilendim, bina fotoğraflarda gördüğümden daha görkemli ve güzeldi. Binanın iç kısmında ayrı bir estetik ve ferahlık dikkatimi çekti. Geniş koridorlar ve yüksek tavanlarıyla adeta beni mest etti. Doğrusu böyle bir okulda okumak isterdim.

Aşık Veysel ve Pir Sultan Abdal
Sivaslı halk ozanı Âşık Veysel’e burada çok değer verildiği hemen anlaşılıyor. Çünkü dolaşırken sık sık onun posterleri ve sazının da bulunduğu hediyelik eşyalara rastladım. Alevi ve Bektaşi edebiyatının yedi ulu ozanından kabul edilen Pir Sultan Abdal ile ilgili ise bir şeye rastlamadım. Sivas’ın Banaz köyünde onun çok büyük heykeli var ama belli ki şehir merkezinde Âşık Veysel kadar ilgi görmüyor veya ideolojik bir tercih.

Sivas Mutfağı
Seyahatimin son durağında sıra Sivas mutfağına geldi. Yöresel yemek olarak “Sivas tabağı” önerildi. Tabakta, mumbar (koyunun kalın bağırsaklarının iç harç ile doldurulmasıyla yapılan bir çeşit dolma), içli köfte, yaprak sarması, patatesli hingel (içinde patates olan mantının büyüğü), mantı ve yoğurt vardı. Eski Müslüman şehirlerde mumbar hep var sanki. Fas-Marakeş’te de bu mumbara rastladım. Hatta Avrupalı turistler yiyordu, ben de ilk orada tatmıştım. Sivas köftesi ve madımak yemeği de meşhurmuş fakat ben tercih etmedim. Tatlı olarak hurma-kalburabastı meşhurmuş. Âdetimiz üzere gezdiğimiz yerlerin mutfaklarından tattığımızdan ondan da sipariş ettik. Sanırım bu seyahatin en büyük sürprizlerinden birisi buydu çünkü rahmetli annem çocukluğumuzda bu tatlıyı çok yapardı. Biz ona sadece hurma tatlısı derdik. Doğu Anadolu’da çok meşhur olan bu tatlının Batı Anadolu’da tanınıp tanınmadığını bilmiyorum.

Sonuç olarak askerlik sebebiyle ilk ziyaretimi yaptığım Sivas’ı bu seyahatimde daha detaylı gezip görme fırsatım oldu. Bu seyahatimde görme fırsatı bulamadığım Divriği Ulu Camii ve Şifahanesini de görmek için bir daha gelme niyetiyle Sivas seyahatimi tamamladım. Seyahat dönüşümde Sivas ile ilgili gezi yazısını 22.10.2021 tarihinde kaleme aldım ama niyetim, Divriği’ye geldikten sonra burayı da yazar ve her iki yazıyı birleştirerek yayımlardım. Maalesef üzerinde yaklaşık beş yıl geçmesine rağmen hala Divriği’ye gelemedim. Ayrıca eskisi gibi seyahatlerimi uzun yazmadığım gibi Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi gibi Anadolu’nu en prestijli eserini de ayrı bir yazıda ele almak gerekir.

Kaynakça:
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/burucye-medreses
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/gok-medrese302080
https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/cfte-mnarel-medrese
Ayşe Denknalbant, Yakutiye Medresesi ve Kümbeti, TDVİA 43. Cilt, 2013 İstanbul, s. 293-295.
Patricia Blessing, Moğol Fetih’inden Sonra Anadolu’yu Yeniden İnşa, Kültür-Tarih-Youtube, 19 Mayıs 2020.
http://dosim.kulturturizm.gov.tr/muze/370
[1] https://kultur.istanbul/miniaturk-muzesi-2
[2] https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/burucye-medreses
[3] https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/gok-medrese302080
[4] https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/cfte-mnarel-medrese
[5] Ayşe Denknalbant, Yakutiye Medresesi ve Kümbeti, TDVİA.
[6] Patricia Blessing, Moğol Fetih’inden Sonra Anadolu’yu Yeniden İnşa, Kültür-Tarih-Youtube, 19 Mayıs 2020.
[7] http://dosim.kulturturizm.gov.tr/muze/370