SeyahatlerAvrupa

Kısa Gürcistan Seyahati

GÜRCİSTAN

18-21 Mayıs 2023 tarihleri arasında bir seyahat acentesinin düzenlediği Gürcistan gezisine katıldım. Aslında seyahat acenteleriyle bu tür gezilere katılmak âdetim değildir. Daha çok kendi programımı yapıp, yerel rehberle beraber gezmeyi tercih ederim. Rehberin arabası varsa iki kişi; arabası yoksa, rehber başka bir arabalı şoför ayarlardı ve böylece üç kişi olurduk. Kanaatimce geziye önce müzelerden başlamak daha faydalı çünkü önce bütünü bir arada görmek anlamayı kolaylaştırıyor. Ama biz bu seyahatimizde hiç müze ziyareti yapamadık. Her neyse, bu sefer böyle oldu artık sonraki seyahatimize bakalım.

Güney Kafkasya’da Karadeniz’in doğusunda yer alan Gürcistan, eski Sovyet Cumhuriyetlerinden (SSCB: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) biridir. Yaklaşık 70.000 metre² yüz ölçümü olup 3,5-4 milyon nüfusa sahiptir. Yani kaba bir hesapla, Türkiye’nin onda biri büyüklüğünde ve 20’de biri nüfusu kadardır. Dışişleri Bakanlığı verilerine göre nüfusun %84’ü Gürcülerden, %6,5’i Azerilerden, %5,7’si Ermenilerden, geriye kalanı ise diğer milletlerden oluşmaktadır.

Kartles Deda Heykeli
Kartles Deda (Gürcülerin Annesi) Heykeli-Tiflis

Gürcistan bizim için bilindik bir yer, özellikle benim gibi Karadenizliler için insan manzarası, coğrafyası ve iklimi de benzer. Tabii bunların hepsinden daha önemlisi de ülkemizde çok sayıda Gürcü’nün yaşıyor olması.  Çünkü 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan itibaren Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamış Müslüman Gürcüler, kara ve deniz yoluyla Anadolu’ya geldiler. 1921’e kadar süren göçler sebebiyle Gürcistan’da birçok yer boşaldı, bazı köyler tamamen terkedildi. “Muhaciroba” (muhacirlik) ve “kaçkaç” denilen göçlerle gelen, kendilerini “çveneburi” (bizden) diye adlandıran Gürcüler’in çoğu Karadeniz bölgesinde (Tokat, Amasya, Rize, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop) iskân edildi. Hatta bizim seyahat ekibimizde, baba tarafından Gürcü bir arkadaşımız da vardı.

Kafkas halklarının güney koluna mensup olan Gürcüler, kendilerini efsanevî ataları Kartlos’tan dolayı Kartveli olarak adlandırırlar ve dillerine Kartuli, ülkelerine de Sakartvelo derler. Gürcülere İranlılar Gorc, Araplar Kurc, Avrupalılar ise Georgian ismini vermiş. Kendilerini Gürcü olarak adlandıran Müslüman Gürcüler için “kartveli” kelimesi Hristiyan Gürcüleri ifade eden bir terim haline gelmiş. Bugün buna benzer bir durum Mısır’da da var; Mısırlı anlamına gelen “Kıpti” kelimesi bugün sadece Hristiyan Mısırlılar için kullanılmaktadır.

                                                GÜRCİSTAN’DA GÖZE TAKILANLAR

Gürcistan’a giderken kafamda kilise ve dinî mekanların Gürcistan’daki etkisi, Gürcü Alfabesi, Gürcülerin Stalin hakkında düşündükleri, Gürcistan parası Lari’nin TL karşısındaki seyri ve Tiflis’in tarihî dokusu vardı.

                                                   

GÜRCİSTAN VE KİLİSELER

Gürcistan hakkında hem okumalarım ve hem de duyduklarımdan kiliselerin Gürcistan için -özellikle Tiflis ve çevresi için- çok önemi olduğunu biliyordum ama gördüklerim, bildiklerimden çok daha öteydi.

Mtskheta şehrindeki Svetitskoveli Katedrali
Mtskheta şehrindeki Svetitskoveli Katedrali

Gürcistan’ın ilk kilisesi, antik başkenti Mtskheta şehrinde bulunan, 4. yüzyıldan kalma Svetitskoveli Katedrali’dir. Gürcüler’in Hristiyanlığı kabulü de aynı yüzyıldadır. Doğu Ortodoksluğunun en önemli kiliselerinden kabul edilen Svetitskoveli Katedrali’nde, Hz. İsa’nın aba-mantosu olduğuna inanılıyor. Freskleriyle ünlü bu yapıda en çok dikkatimi çeken, fresklerde Hz. İsa’nın havarilerinin 13 kişi olarak resmedilmesiydi. Katedral, UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine dahil edilmiştir.

Antik Mtskheta şehrinde görülmeye değer diğer bir yapı ise, 6. yüzyıldan kalma Orta Çağ Gürcü mimarisinin temsilcisi olan Jvari Manastırı’dır. İki nehrin kesiştiği bir tepede kurulan enfes şehir manzaralı bu dağ manastırı, tur programımızda olmadığından ziyaret edemedim.

Tiflis’in en eski kilisesi olan Metekhi Meryem Ana Kilisesi’nin kuruluş tarihi M.S. 455 yılına (5.yüzyıl) kadar gidiyor. Gürcülerin efsanevî kralı Vakhtang Gorgasali tarafından yaptırılan kilise, Tiflis’in kuruluşuyla aynı dönemdedir. Kilisenin yanında, kurucusu olan Atlı Kral Vakhtang Gorgasali heykeli de bulunmaktadır.

Metekhi Meryem Ana Kilisesi.
Metekhi Meryem Ana Kilisesi-Tiflis

Tiflis’te görülmesi gereken yerler arasında, 6. yüzyılda Kral Dachi Ujarmeli tarafından yaptırılan Anchiskhati Kilisesi de vardır.

Kanaatimce Gürcistan’ın en dikkat çeken mimari eseri, buranın en büyük dinî yapısı olan Sameba (Aziz Trinity) Katedralidir. Gece aydınlatıldığında Tiflis’in hemen her yerinden görülebilen meşhur yapı, Gürcistan’ın ana Ortodoks Katedrali olarak kabul edilmektedir ve dünyadaki üçüncü en yüksek Ortodoks Katedralidir. Sameba, 1995 ile 2004 yılları arasında İsa’nın doğumunun 2000. yılını anmak için yapılmıştır. Halkın bağışlarıyla tamamlanabilmiş bu katedral, SSCB’nin Gürcistan üzerindeki 70 yıllık hakimiyetinden sonra ülkenin manevi değerlerinin yeniden ayağa kalkmasını simgelemektedir.

                                               

GÜRCÜ ALFABESİ

Gürcüce, Güney Kafkas dilleri grubundan olup Kafkas dilleri arasında yazılı edebiyat geleneğine sahip en eski dildir. Gürcü alfabesi, günümüzde dünyada kullanılan 14 yazı sisteminden biridir. Bu alfabeyi geliştiren ilk kişi Kral Parnavaz olarak bilinir. Geliştirildiği tarih aralığı ise, M.Ö. 4. yüzyıl ile M.S. 3. yüzyıl arası kabul edilir. Gürcü alfabesinin bilinen en eski izleri, Gürcülere ait manastır duvarlarındaki mozaikle kaplı yazıtlarda görülebilir.

Gürcistan’a dair en çok ilgimi çeken konuların başında Gürcü alfabesi gelir. Düşünün, bugün dünyada kullanılan on dört alfabeden birisi Güney Kafkasya’daki küçük bir halka aittir. Üstelik bu bölge, Mezopotamya, Mısır, Yunan, Hint ve Çin gibi medeniyet üretmiş bir bölge de değildir.

Daha da ilginci şu ki bugün dünyada kullanılan on dört alfabe sisteminden bir diğeri de Gürcülerin komşusu Ermenilere aittir. Bunun başlıca sebebi, Ermenilerin erken dönemde Hristiyanlığı kabul etmeleridir. Çünkü Hıristiyanlığın korunmasını ve yayılmasını sağlamak için kutsal kitabı Ermeniceye çevirmek gerekiyordu. Dolayısıyla Ermenice alfabesi erken dönemlerde oluşturulmak zorunda kaldı.  M.S. 412 civarlarında çalışmalara başlayan din adamı Mesrop Maşdots, uzun çalışmalar sonucu Ermeni alfabesini oluşturdu. Bu durumu, erken dönemde yani M.S. 377 yılında Hristiyan olan Gürcistan için de düşünmüştüm ama yanılmışım. Çünkü Hristiyan olduklarında Gürcülerin alfabesi zaten varmış. Bununla beraber, bu küçük ülkenin nasıl olup da kendisine has bir alfabe geliştirebildiğini anlayabilmiş değilim.

                                                               

TİFLİS

Gürcistan’ın gezilecek yerler bakımından en zengin şehri başkent Tiflis’tir. Şayet tek başıma bir Gürcistan seyahati yapmış olsaydım üç-dört günü sadece Tiflis ve çevresini gezmeye ayırırdım.

Tiflis
Tiflis

Tiflis, Güney Kafkasya bölgesinde, Kura Nehri’nin hemen kıyısında yer alan ve üç tarafı dağlarla çevrili eski bir şehirdir. Tiflis’in kuruluşuna dair en yaygın efsaneye göre, M.S. 5. yüzyılın ortalarında Tiflis’in kurucu kralı Vahtang Gorgasali’nin atmacası av sırasında buradaki doğal sıcak sulara düşer. Kral buradan çok etkilenmiş ve ormanı kesip burada bir şehir inşa etmeye karar vermiş. Şehrin adını da “sıcak, ılık yer” anlamına gelen “Tbilisi” koymuş.

Tiflis, kurulduğu yüzyıldan itibaren Gürcülerin, Perslerin, Emevilerin, Bizans’ın, Selçukluların, Osmanlıların ve Rusların izini taşıyan, farklı kültür ve dinlerin kesişme yeri olan tarihî bir merkezdir. 

Tiflis’in en turistik yeri, eski şehir bölgesidir. Burası, şehrin büyüleyici manzarasını sunan bir tepenin eteğinde ve Kura nehri çevresinde bulunan tarihî mekandır. Tiflis, İpek Yolu üzerinde olduğu için bu bölge, İpek Yolu zamanında, tüccarların açık hava pazarları, kervansaraylar, kiliseler, camiler ve sinagogların da olduğu bir şehirdi.

Tiflis turları, tepeye hâkim Narıkala’dan başlıyor. Narıkala’nin hemen yakınında yine şehre hâkim bir yerde Gürcistan’ın simgelerinden biri olan Kartlis Deda heykeli var. Gelenler yukarıya teleferikle çıkıyor ama yürüyerek iniyor. İnişte, ahşap balkonlu, eski tuğlalı evlerin bulunduğu dar sokaklardan geçerek, Kura nehrinin ikiye ayırdığı eski şehrin merkezine geliniyor. İnilirken tepenin eteğinde kırmızı tuğlalı Cuma Cami bir başka uğrak yeri. Tepenin dibinde Kura nehri kenarında, Tiflis’e ismini veren tarihî hamamlar (Abanotubani) bölgesi vardır.

Tiflis’te Hamamlar Bölgesi

Hamamların hemen karşısında ve nehrin diğer yakasında Tiflis’in en eski kilisesi olan Metekhi Meryem Ana Kilisesi bulunuyor. Gürcülerin efsanevi kralı Vakhtang Gorgasali tarafından yaptırılan kilise, Tiflis’in kuruluşuyla aynı dönemdedir. Kilisenin hemen yanında kral Vakhtang Gorgasali’nin atlı bir heykeli var. Tiflis’te gezilebilecek diğer kiliseleri, yukarıda Gürcistan ve kiliseler bölümünde yazdığımızdan burada tekrar etmedik.

Narıkala

Eski şehirde ilk durak, 4. yüzyıldan beri şehre hâkim olan meşhur Narikala’dır. Bu kale hem Tiflis’in en eski yapılarından hem de şehrin siluetini oluşturan bir simge görevi görür. Bir zamanlar Tiflis’in ilk askerî savunma yapısı olan Narikala, bugün sadece şehri panoramik olarak seyredilebilecek bir teras mahiyetindedir. Narikala “Küçük Kale” demekmiş. Kale 4. yüzyılda bir Sasani (İslam öncesi son büyük İran hanedanlığı) kalesi olarak inşa edilmiş olsa da Emeviler, Moğollar, Osmanlılar ve Gürcüler tarafından sonraki yıllarda tamiratlar ve eklentiler yapıla yapıla bugünlere gelebilmiştir.

Narıkala ve Cuma Cami-Tiflis
Narikala ve Cuma Cami-Tiflis

Kartlis Deda Heykeli

Gürcüce, “Gürcülerin Annesi” anlamına gelen Kartlis Deda, 1958’de Tiflis’in kuruluşunun 1500. yılı hatırasına şehre hakim bir tepeye dikilmiş. Yirmi metrelik bu heykel, Şehrin Kura nehrine bakan her yerinden görülebiliyor. Geleneksel Gürcü kadınını temsil eden heykelin bir elindeki şarap, misafirperverliğini, diğer elindeki kılıç, savaşçılığını simgeliyormuş. Heykel, ilk olarak ahşaptan yapılmış fakat birkaç yıl sonra üzeri alüminyumla kaplanmış.

Kartlis Deda Heykeli, Sadece Tiflis’in değil tüm Gürcistan’ın simgesi. Bu heykel bize Rio de Jeneiro (Brezilya)’da Corcovado Tepesi’ne yapılan “Kurtarıcı İsa” heykelini hatırlattı. Gerçi bu heykel Rio’dakine göre biraz mütevazı olsa da Gürcistan ölçeğine göre oldukça heybetli.

Tiflis’teki Çift Mihraplı Cuma Cami

Tiflis’teki tek cami olan Cuma Cami, 1700’lü yıllarda Osmanlılar tarafından yapılmış ve son üç asırda üç defa yıkılıp yenilenmiş. Kırmızı tuğladan inşa edilmiş olan bu tarihî cami, “Çift Mihraplı” olup, şehirdeki hem Şii hem de Sünni Müslümanlar için tek toplu ibadet yeridir. 1996’ya kadar camideki iki mihrap arasında bir perde varmış fakat bu perde daha sonra kaldırılmış. Camide toplu ibadetler aynı zamanda yapılmıyor; bir grup bitirdikten sonra diğer grup başlıyor. Bizim bildiğimiz kadarıyla dünyada, Sünni ve Şii gibi iki mezhebin de camisi olma özelliği sadece burada var. Aslında bugüne kadar bilmediğimiz bir uygulama olması bakımından ilginç ama bir o kadar da hoş.

Çift Mihraplı Cami-Tiflis
Çift Mihraplı Cami-Tiflis

Gürcü nüfusunun yaklaşık %10’u Müslümandır. Tiflis’te 1950 -51’de köprü yapmak amacıyla dönemin Sovyet idaresi tarafından yıkılmış başka bir cami daha varmış. Komünist Sovyet idaresi öncesinde bu iki caminin birinde Sünniler diğerinde Şiiler ibadet ediyordu. Anladığımız kadarıyla, 1991’e kadar Komünist idare tarafından tüm ibadet yerleri kapatıldığından toplu ibadetler için bir çare aranmamış. Ama Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra dinî mekânlarda toplu ibadetler serbest kalınca, şehirdeki tek camide iki dinî grubun ibadeti için böyle bir çözüm bulunmuş olmalı. Bilgisine başvurduğumuz Rehberimiz, yıkılan caminin Safeviler tarafından yapıldığını ve Şiiler ’in önceden orada ibadete ettiğini söyledi.

Hamamlar

Narikala’nın hemen eteğinde, eski şehrin en merkezinde hamamlar bölgesi yer alıyor. Tam bu bölgeden çıkan sülfürlü kaynak suları şehrin en önemli değerlerindendir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Gürcücede Tblisi; sıcak, ılık yer anlamına geldiğinden, şehir ismini bu sıcak su kaynaklarından alıyor.

Orbeliani Hamamı
Orbeliani Hamamı-Tiflis

13. yüzyılda yani Tiflis’in en parlak İpek Yolu günlerinde, bölgede altmış beş tane hamam varmış. Bugün bile küçücük bölgede bir düzine kadar hamam kümelenmiş. Bu hamamlar arasında en meşhuru, süslü kapısı ve çinilerle kaplı cephesiyle Orbeliani Hamamı’dır. İran mimarisine sahip 13. yüzyıldan kalma bu yapı, Tiflis’in en meşhur hamamı olup, Alexander Pushkin’in Tiflis’i ziyaretinde banyo yaptığı yerdir. 

Gürcistan’ın antik başkenti olarak kabul edilen Mtskheta, Tiflis’e yarım saatlik mesafededir. Şehir, M.Ö. 5. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıla kadar antik Gürcü Krallığı’nın başkenti olarak hizmet vermiş. Antik bölge günümüzde UNESCO tarafından dünya miras alanı olarak tescillenmiştir. Bölgeyi önemli kılan bir diğer unsur ise 337 yılında Hristiyanlığın Gürcistan’ın resmî dini olarak kabul edildiği yer olmasıdır.

MTSKHETA

Jvari Manastırı-Mtskheta

Buraya Gürcistan’ın Mekke-Medine’si diyebiliriz. Mtskheta’da bulunan ve Hristiyanlığa dair çok sayıda kutsal emanet, kilise, manastır ve tarihî eser, bu şehri Gürcistan’ın en önemli dinî yerlerinden biri haline getiriyor. Yukarıda “Gürcistan ve Kiliseler” bahsinde de yazıldığı gibi 6. yüzyıldan kalma, erken Orta Çağ Gürcü mimarisinin temsilcisi olan dağ manastırı Jvari ve Gürcistan’ın en eski ve en büyük kiliselerinden biri olan 4. yüzyıldan kalma Svetitskoveli Katedrali görülmeye değer.

                                               

STALİN VE GÜRCİSTAN

Stalin’in asıl adı, Yosif Visaryonoviç Cuğaşvili olup 1878-9 tarihinde Gürcistan’ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Gori’de doğmuştur. Gürcü asıllı Sovyet devlet adamı ve Komünist Partisi Genel Sekreteri olan Stalin, Sovyetler Birliği’ni (SSCB) 1924’ten ölümüne (1953) kadar sert bir rejim ile yönetti. Onun döneminde Sovyetler Birliği, endüstriyel ve askerî bir süper güce dönüştü. Fakat bunu gerçekleştirirken totaliter politikalar uygulamasından dolayı da milyonlarca SSCB vatandaşının ölümünden sorumlu tutuluyor.

2014’de Tataristan, 2017’de de Başkurdistan seyahatimiz oldu. Her iki seyahatimizde de Stalin ile ilgili hiçbir yoruma rastlamamıştım. Bu beni biraz şaşırtmıştı; halbuki SSCB dendi mi bizim aklımıza Lenin ve Stalin ikilisi gelirdi fakat orada sadece birisini yani Lenin’i gördüm.

Stalin
Gori’deki Stalin Heykeli

Rusya’da Stalin neden bugün görmezden geliniyor diye merak edince, İlber Ortaylı Hoca’nın konuyla ilgili yazısına rastladım. Şöyle diyor; “Kruşçev (1953-1964) İktidarının daha ikinci yılında yaptığı iş, Komünist Partisi’nin 20’nci kongresinde Stalin’in tarihî portresini ve Stalinizmi yerden yere vurmak oldu. Milyonlarca insanın sürgününü ve katlini açıkladı. Stalin adını taşıyan binlerce şehir, kasaba, köyün ve tesisin adı değişti. Direnen sadece Stalin’in vatanı Gürcistan’dı. Küçük milletler büyük tarihî portrelerini harcayamazlar.” (Prof. Dr. İlber Ortaylı, Sovyetler ‘in Kruşçev dönemi, milliyet.com.tr, 12.10.2014). Bu yazıyı okuduktan sonra Gürcülerin Stalin hakkında ne düşündüklerini ve onunla ilgili Gürcistan’da nelerin olduğunu merak ettirmiştim. Gürcistan seyahati bu merakımızın giderilmesine vesile oldu.

Gürcistan’da, bizim gördüğümüz kadarıyla Stalin ile ilgile sadece doğum yeri olan Gori’de heykeli, kullandığı vagonu ve müzesi var. Bir de doğduğu ev müze yapılmış. Başka yerlerde onunla ilgili bir iz yok. Yüzeysel bir bakışla şunu söyleyebiliriz ki, Gürcüler için Stalin çok önemli birisi değil. Bizi havalimanında karşılayan rehbere sormuştum Stalin’i; rehbere göre O, Rusya için önemli, bizim için değil; Gürcistan için yaptığı hiçbir şey yok dedi.

GÜRCÜ PARASI LARİ’NİN TL KARŞISINDAKİ SEYRİ

Gürcistan’ın para birimi “Lari” olup uluslararası simgesi “GEL”dir.  Aslında Lari’nin merak edilecek pek bir yanı yok, sanırım konu biraz benim yaşadıklarımla ilgili.

Gürcistan’a ilk olarak 2014 yılında gittim. Aslında planlı bir gezi olmayıp, pasaporta ihtiyaç olmadan geçerken uğranılan kısa bir Batum ziyaretiydi. İşte o gün 1GEL=1 TL’ydi. Bu sene (2023) 18-21 Mayıs Gürcistan seyahati için okumalar yapıyordum. Bunlardan birisinde genel bilgiler verilirken alışveriş ve para birimi hakkında da bilgiler vardı. Oradaki bilgilere göre yaklaşık olarak 1 GEL= 5 TL’ydi. İlk şaşkınlığım GEL’in Türk Lirası karşısında bu kadar değer kazanmasıydı. Halbuki, Gürcistan’dan Türkiye’ye hasta bakıcılar geliyordu. Bizim Doğu Karadeniz bölgesineyse çay ve fındık toplamaya gelirlerdi. Bu tür işlere bizim insanımız rağbet etmiyor ama onlar gelip aldıkları ücretleri de biriktirebiliyorlardı.

İlk olarak hava limanında şaşkınlık yaşadım çünkü 1 GEL yaklaşık 8 TL’ydi. Halbuki benim okuduğuma göre 5 TL’ydi. Sonra işin aslını anladım; okuduğum yazı güncel bir yazı değil, seyahat yazısıydı ve 2022 yazına aitti. Bugün yani seyahatten yaklaşık bir ay sonra, bu yazıyı yazarken 1GEL 10 TL oldu.

BATUM VE ALİ NİNO HEYKELİ

Batum

Gürcistan’ın en önemli liman şehri olup Karadeniz’in doğu kıyısında ve Türkiye sınırına 15 km. uzaklıktadır.

1500’lü yılların başından 1921’e kadar bir Osmanlı şehri olan Batum, Birinci Büyük Millet Meclisi’nde beş milletvekiliyle temsil edildi. Fakat 16 Mart 1921’de Rusya ile imzalanan Moskova Antlaşması gereğince Gürcistan’a bırakıldı. Batum’la ilgili meşhur bir türkümüz de var; “Ben giderim Batum’a/ Batum’un batağına/ Pencereden içeri/ Al beni otağına”.

Batum güzel bir şehir; Gürcistan’ın en yeni ve modern binaları burada bulunuyor. Vize ve pasaport gerekmediğinden Karadeniz’den günü birlik ziyaret için buraya gelen çok sayıda turist var. Batum’un bugün en önemli gelirlerinden biri de kumar turizmi. Türkiye’de kumarhaneler 1998’de yasaklanınca, Kıbrıs, Bulgaristan ve Gürcistan gibi yakın bölgelere taşındı. Tabii Türkiye’deki kumar tutkunları da yakınlığı ve vizesiz olmasından dolayı Kıbrıs ve Batum’u tercih ediyor. Seyahat ekibimizden bazıları, gece gittikleri kumarhanelerle ilgili aralarında konuşuyorlardı. Kumar turizminden dolayı buraya “Lazvegas” diyen de var.

Gürcistan gezisinin en kötü kısmı, karadan (Sarp/Kemalpaşa sınır kapısı) Türkiye’ye dönüşüydü. Çok seyahat ettim ama karayoluyla sınır kapılarından başka bir ülkeye 3 kez giriş-çıkış yapmıştım; bunların ikisi İran, biri de 2014’de yine Gürcistan’dı. Kara yoluyla giriş-çıkış yaptığım sınır kapılarında, havalimanlarındaki konfor yoktu ama, fena da değildi. Sanırım bu seferki çok kötüydü; aslında olumsuzlukları görmezden gelen bir mizacım olmasına rağmen, bu kadarı bana da fazla geldi. Çok kalabalıktı ve kalabalığı düzene sokacak bir sistem olmadığından tam bir kaos vardı. Bundan dolayı itiş kalkış çok oluyordu. Normal geziler ve kumar turizmine, telefon ticareti de eklenince mi böyle oldu anlayamadım.

Ali Nino Heykeli

2010 yılında Batum’da inşa edilen Ali Nino heykeli, 1937 yılında ilk kez Viyana’da yayımlanan Kurban Said’e ait aşk romanından esinlenerek yapılmış. Rehberimizin anlattığına göre ise, farklı amaçla yapılmış bu heykeli dönemin Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili Batum ziyareti sırasında görmüş. Eski Cumhurbaşkanı, heykeli yapana, bu heykelin Ali Nino heykeli olmasını teklif eder, teklif kabul görür ve ona göre düzenlemeler yapılır. Nedense rehberimizin anlattığı eski Cumhurbaşkanının teklifi bizim daha çok ilgimizi çekti.

Ali Nino Heykeli-Batum

Romanda dinleri, kültürleri farklı savaş halindeki iki ülkenin iki vatandaşı arasında geçen dramatik aşk öyküsü tasvir edilmiş. Romana göre, Ali doğuyu yani Asya kültürünü, Nino ise batıyı yani Avrupa kültürünü temsil ediyor. Tiflisli heykeltıraş Tamara Kvesitadze tarafından tasarlanan heykel, motorlu bir mekanizma ile çalışıyor. Kadın ve erkek figürü mekanizma tarafından yavaş yavaş birbirine yaklaştıktan sonra bir bütün haline geliyor ve ardından tekrar ayrılıyor. İki âşığın öyküsü de zaten böyle.

Azeri Türkü Ali Han Şirvanşir ve Gürcü Nino Kipiani okul yıllarında âşık olurlar. Okul bittikten sonra Ali, Nino’ya evlenme teklif eder ancak aileleri ile ilgi birtakım sorunlar yaşarlar. Nihayetinde evlenirler ancak evlendikten sonra da birtakım sıkıntılar Ali ve Nino’nun peşini bırakmaz. Huzura erdikten sonra ülkelerinde savaş çıkar ve Ali ülkesini savunmak için savaşa gider. Ne yazık ki Ali katıldığı savaşta ölür. 8 metrelik erkek ve kadın figürü olan bu mekanizma, az bilinen bu romanın da meşhur olmasını sağlar.

GÜRCÜ MUTFAĞI

Gürcü mutfağında en dikkatimi çeken şey, üstü açık yuvarlak pide olan “haçapuri”. Sürmene/Karadeniz pidesine çok benziyor ama hamuru biraz daha kalın ve kenarda tutacak uçları var. İkinci tercihimiz mantının Gürcü versiyonu “hinkel ya da hingel”. Bizim mantılara göre biraz daha büyük olan hingel Tataristan ve Başkırdistan’daki yediklerime daha çok benziyor. Harço çorbasıysa,et suyu ve pirinçle yapılan, sarımsak, soğan ve kişniş ile tatlandırılan geleneksel bir Gürcü yemeği. Harço genellikle sığır etiyle yapılıyor fakat tavuk etiyle olanı da var. Gürcülerin meşhur tulum peyniri “Gudis Kveli” ise, çay ile beraber kahvaltının olmazsa olmazıymış.

Haçapuri

Kişnişi ayrı ele almalı; bu bitki, maydanozgiller ailesinden gelir ve güçlü bir aromaya sahiptir. Türk mutfağında maydanoz neyse, Gürcü mutfağında da kişniş odur. Hemen hemen her yemekte kullanılıyor. Kimi zaman kıyılmış şekilde yemeğin içine kimi zaman da süs olarak yemeğin üzerine konuyor. Gruptaki arkadaşlardan birisi Gürcistan’ı, kişniş ve sarımsak olarak özetledi.

Gürcistan’ın en meşhur tatlısı cevizli sucuktur. Gürcü ve Anadolu mutfağında önemli bir yere sahip olan sucuk veya mum şekilli bu tatlı; ipe dizilen cevizlerin üzüm suyuna batırıldıktan sonra kurutulmasıyla yapılır. Vikipedi Türkiye’ye göre, Cevizli sucuğun kökeni Gürcistan’dır.

İçecek olarak muhteşem tadıyla armutlu limonatayı çok sevdim. Ama bu küçük ülkenin dünya çapındaki meşhur içeceği şarap. Gürcü araştırmacılara göre bu topraklar, üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretiminin ana vatanı olup sekiz bin yıllık tarihe sahiptir. İlk şarap yapımının nerede başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Gürcistan’la beraber, Güneybatı Asya’dan İran’a kadar oldukça geniş bir coğrafyadaki ülkeler bu unvanın peşindeler.

İLGİMİZİ ÇEKEN DİĞER ŞEYLER

Gürcistan’ın küçük bir şehri olan Borjomi’de çıkan maden suyu, hayatım boyunca tattıklarımın en keskiniydi. Şehrin adıyla anılan Borjomi maden suyu, aynı zamanda da şehirle bütünleşmiş. Bu küçük şehirde, 1892’de Kacar Hanedanlığı (1794-1925 arasında İran’ı yöneten Türk asıllı hanedanlık) tarafından yapılan konsolosluk binası da görülmeye değer. Büyük ahşap balkonlu bina bugün müze olarak kullanılıyor. Aslında büyük ahşap balkonlu evler adeta Gürcistan’ın simgesi gibi her yerde var.

Borjomi’deki Eski İran Konsolosluğu

Rehberimize bakılırsa Gürcistan’da cenaze merasimleri de oldukça ilginçmiş. Cenazeler yani mevta, dört gün bekletildikten sonra gömülüyor. En büyük tören üçüncü günü akşamı yapılıyor. Akşam 18:00’da ziyaretçiler siyah giyerek cenazeyi görür ve tabutun yanına çiçek bırakır. Son günGömülmeden önce cenaze dışarı çıkarılır ve tekrar ziyaret edilir. Gömüldükten sonra cenaze evine 7. gün tatlı getirilir, 40. gün yemek verilir ve 52. gün de helva yapılır. Mevtalar için 7., 40. ve 52. günler bize de çok tanıdık. Cenaze yakınları en az kırk gün siyah giyer, bu bir yıl ve ömür boyu da olabilirmiş.

Gürcistan’da trafik soldan aktığı için normal olarak araçların sürücü koltukları da bizdeki gibi solda bulunuyor. Fakat az da olsa sürücü koltuğunun sağ tarafta olanlarda var. Bunun sebebiyse bu araçların daha ucuz olmasıymış. Tabii bu durum trafikte bir kargaşaya sebep olduğu için hükûmet bu araçların trafiğe çıkmasını yasaklayan kararı almış. Kısa bir süre içinde bu araçlar trafikten tamamıyla çekilecekmiş.

27.06.2023

Nazmi Emin, İstanbul.

Kaynaklar:

-İdris Bostan, Batum, TDVİA 5. Cilt, 1992 İstanbul.

– Prof. Dr. İlber Ortaylı, Sovyetler ‘in Kruşçev dönemi, milliyet.com.tr, 12.10.2014.

-Sabah Gazetesi, 9.6.2021

-Sadık Müfit Bilge, Gürcüler, TDVİA 2. Baskı EK-1, Ankara 2020.

https://www.mfa.gov.tr/gurcistan-kunyesi.tr.mfa.

https://blog.biletbayi.com/gurcistan-gezi-rehberi.

-https://www.bizevdeyokuz.com/yurt-disi/gurcistan-gezi-rehberi/

-https://gezimanya.com/gurcistan

https://www.nazmiemin.com/idil-volga-ural-boylari-baskirdistan/

https://www.arkeoloji.biz/2022/02/sarabn-kokeni-ve-tarihcesi-kutsallk.html

– https://www.gazeteduvar.com.tr/bilim/2017/11/30/ilk-sarap-nerede-uretildi.

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu