
Yapılan çalışmalara göre, 17 ve 18. yüzyıllarda Balkanlar’da faaliyet gösteren tekkelerin en yoğun olduğu bölgeler, Trakya (Batı Trakya’da dahil) ve Bulgaristan coğrafyasıdır.[1] Bugün Bulgaristan’daki en önemli tekkeler, özellikle Osmanlı döneminden kalma, Deliorman bölgesindeki Demir Baba Tekkesi, Balçık yakınlarındaki Akyazılı Sultan Tekkesi, Hasköy yakınındaki Otman Baba Türbesi ve Yeni Zağra yakınlarındaki Kıdemli Baba Tekkesi. Bu merkezler Rum Abdalları geleneğiyle ilişkilidir ve zamanla Bektaşilikle bağlantılı yerler olarak tanınmıştır. 1826’da Bektaşiliğin yasaklanması ise bu merkezleri farklı biçimlerde etkilemiştir.
Rum Abdalları
13. yüzyılda Anadolu’daki Kalenderî ve gezgin derviş toplulukları, 14. yüzyıl itibarıyla artık Rum Abdalları olarak anılmaya başlar.[2] Anadolu’daki kalenderi/gezgin dervişlerin en tanınmışları arasında Hacı Bektaş, Baba İlyas ve Dede Garkın sayılabilir. Balkanlar içinse Sarı Saltuk öne çıkar. 14. yüzyıla ait edebî vesikalardan anlaşıldığına göre, bu yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’da abdal lakaplı dervişlerin çoğaldığı görülmektedir.[3] Ömer Lütfü Barkan’a göre, Rum abdalları “Baba”, “Dede” adını taşıyan ve daha çok Türkmen boyları arasında yer alan dervişlere denilmektedir.[4] Rum abdallarının Anadolu’nun Türkleşmesine olan katkılarının Balkanlar’ın fetih sürecinde de devam ettiği anlaşılmaktadır.

Rum Abdalları Osmanlıların ve Anadolu Türkmen beyliklerinin erken dönemlerinde önemli roller üstlenmişlerdir. Onlar, Osmanlıların kuruluş döneminden itibaren Osmanlı hakimiyetindeki bölgelere akın etmeye başlamışlar ve savaşlarda çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Osman Gazi döneminde Rum abdallarıyla başlayan ortaklık Orhan Gazi devrinde daha da yoğun bir hal aldı. Bu dönemde Osmanlıların genişleyen hâkimiyet alanı, dervişlerin faaliyetlerine de imkân sağlıyordu. Orhan Gazi, sözü edilen abdallara savaşlarda gösterdikleri kahramanlıklar neticesinde pek çok ihsanlarda bulunmuş, yeni fethedilen bölgelerde onlar için tekkeler kurmuştur. Osmanlı sultanlarıyla abdallar arasındaki iyi ilişkiler Sultan I. Murad devrinde de devam etmiştir. Ancak şu da var ki, Sultan Murad döneminde ve daha sonraki dönemlerde devşirmelerin devreye girmesiyle devletin durumu ve şartları yavaş yavaş değişmeye başlamış ve sultanlar ile dervişler arasındaki ilişkiler farklılaşmıştır.[5]
Rum abdalları, aslında örgütlenmeleri gevşek derviş topluluklarıydı ve zamanla birbirleriyle kaynaştılar. Bir kısmı zamanla tarikat çevreleriyle bütünleşti. Böylece Osmanlı Anadolu’su ve Balkanlar’da Bektaşilik gibi yeni bir tarikat ortaya çıktı.[6] Abdal topluluklarından bir kısmının, Bektaşiliğe karışmayarak merkezden uzak yerlerde yaşayan Kızılbaş Alevi zümreleriyle birleştiği anlaşılmaktadır. Bugün abdal isimli birçok Kızılbaş Alevi ocağı bulunmaktadır. Diğer kısımlarının da cemaat halinde Anadolu’nun ve Balkanlar’ın çeşitli sahalarında köyler kurarak yerleştikleri tahmin edilmektedir.[7]
Fuat Köprülü’ye göre Rum abdallarını Bektaşi şemsiyesi altına sığınmaya iten, 16 ve 17. yüzyılın ilk yarısında Safeviler ile ilişkilerin bozulması sebebiyle yapılan sıkı takibattır. [8] Çünkü o dönem Safevi tehlikesi Osmanlı Devleti için büyük önem arz ediyordu ve Bektaşiler, Osmanlı Devleti’yle ilişkisinden dolayı görece korunaklı bir çevre olarak görülebiliyordu. 18. yüzyıla gelindiğinde Bektaşi abdalları tabirinin yayıldığı, abdal tabirinin Bektaşi kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanıldığı, eski abdal türbe ve tekkelerinin ise artık Bektaşi tekke ve türbelerine dönüştüğü görülmektedir.[9]

Yaygın değerlendirmelerden biri, Rum Abdallarının Bektaşiliğin oluşumunda önemli bir rol oynadığı ve zamanla bu gelenekle kaynaştığı yönündedir. Rum abdallarının Bektaşilik içinde erimeleri hemen olmamıştır. Bu süreç kademeli bir şekilde gerçekleşmiştir. Çünkü bazı Rum abdalları Rumeli’de Bektaşilerle rekabet halindeydi. 15. Yüzyıldaki Otman Baba rekabeti, buna örnek olarak gösterilebilir. O dönem Otman Baba takipçileri olan Rum abdalları Eskişehir’deki Seyyit Gazi Tekkesi’ni merkez kabul ediyordu. Daha sonraki dönemde, Bektaşiler için de yedi ulu ozandan birisi kabul edilen Yemini, Otman Baba ekolündendir. 1519’da yazdığı Faziletname adlı eserde Hacı Bektaş’tan bahsetmez ve Otman Baba’yı kutup olarak görür. Bu da bize 16. yüzyılın başında iki grubun henüz kaynaşmadığını gösterir.[10]
Otman Baba, Akyazılı Sultan, Demir Baba ve Kıdemli Baba
1–4 Ekim 2026 tarihli Bulgaristan gezimizin durakları arasında bölgedeki önemli tekke ve türbeler de vardı. Bu mekânlarla anılan dervişler, Rum Abdallarının Rumeli’deki temsilcileri arasında yer alır. Özellikle Otman Baba, bu çevrenin en sıra dışı isimlerinden biridir. Biz Otman Baba, onun halifesi Akyazılı Sultan ve bu silsilenin üçüncü halkası olan Demir Baba’yı ziyaret ettik. Bu üç isme öncelik verdim; çünkü onların tekkeleri ve türbeleri Balkanlar’daki dinî ve kültürel hayatı anlamak açısından önemlidir. Kıdemli Baba’yı daha önceden bilmediğimden gezi rotamıza eklemedik ama öneminden dolayı burada ona da yer verdik.
Otman Baba, Akyazılı Sultan ve Demir Baba gibi isimler, yalnızca tasavvufî kişilikleriyle değil, gazi-derviş kimlikleriyle de de karşımıza çıkarlar. Bunlar Balkanlar’da geniş bir şöhrete ulaşmış ve Horasan Erenleri geleneği içinde yer alan Alp-Eren modelinin Osmanlı dönemindeki temsilcileri arasında görülmüştür. Bu şahsiyetler, yalnızca menkıbevî anlatılar yoluyla değil, aynı zamanda doğrudan halkla temas eden sosyal etkileriyle de İslam’ın Rumeli’deki yayılma sürecinde etkili olmuşlardır.

Otman Baba (ö. 1484)
Hayatı hakkındaki bilgiler, halifelerinden Küçük Abdal’ın onun ölümünden beş yıl sonra kaleme aldığı Velayetname-i Otman Baba adlı esere dayanmaktadır. Bu eser, birbirine benzeyen keramet hikâyelerini tekrar eden menkıbelerin dışında dönemin dinî-sosyal hayatına ışık tutan önemli bir kaynak olarak da bilinir. Eseri yazma görevini kendisine bizzat Otman Baba’nın verdiğini söyleyen Küçük Abdal onun Anadolu’ya Timur ile birlikte geldiğini, halk arasında Otman Baba diye tanındığını, erenlerin ise ona Hüsam Şah dediklerini, Oğuz dili konuştuğunu, cüssesinin heybetli, nazarının himmetli olduğunu, sırrına kimsenin vâkıf olamayacağını belirtir. Ağrı dağı eteklerinde, Bursa, İznik, Germiyan ve Saruhan yöresinde dolaştığını, Fâtih Sultan Mehmed ile şehzadeliği sırasında Manisa’da görüştüğünü anlatır.
Otman Baba, Balkanlar’da Yörükler arasında faaliyet göstermiştir. Kendisinin de Yörük olmasının faaliyet sahasını belirlemede etkili olduğu söylenebilir. Halil İnalcık’a göre bunun temelinde merkezî yönetim tarafından dışlanmış olan bu zümrelere mensup oluşu yatmaktadır. Esasen onun abdallarının çoğu Doğu Balkan dağları Yörüklerinden fakir çobanlardır. Otman Baba’nın şehirde yaşayanları “koca karınlı” diye eleştirmesi, sürekli dağlarda dolaşması kendisini ve mensup olduğu çevreyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Abdallarıyla birlikte Balkanlar’daki fetih hareketlerine katılıp gazilerle birlikte savaşan Otman Baba onlarla yakın dostluk kurmuş, devlet adamlarının ihsanlarını kesinlikle kabul etmemiştir.

Küçük Abdal’ın ifadelerinden, Otman Baba’nın, Fâtih’i sultan olarak tanımakla birlikte kendisinin kâinatı yöneten kutup olduğunu ve tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini vurgulamaya çalıştığı hissedilir. Hakkında yazılan Velâyetnâme’de, Hz. Peygamber’le birlikte nübüvvet devrinin sona erip Hz. Ali ile velâyet devrinin başladığını söyleyen, velîleri divane ve meşrû (şeriata riayetkâr) diye ikiye ayıran, divaneleri diğerlerinden üstün sayan Otman Baba’nın bu tür gayr-i Sünnî görüşleri sebebiyle medrese çevrelerince Fâtih Sultan Mehmed’e şikâyet edildiği, hatta mahkemede sorgulandığı, fakat onun ölünceye kadar fikirlerini savunmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.
Otman Baba’nın Bektaşî ileri gelenleriyle ilişkilerinin de pek iyi olmadığı görülmektedir. Meselâ Vardar Yenicesi’nde bir sohbet sırasında Bayezid Baba’yı azarlamış, onun Rumeli’deki bütün Hacı Bektâş-ı Velî dervişlerini davet ettiği bir toplantıya katılmamış. Aynı şekilde ziyaretine gelen Bektaşî şeyhi Mahmud Çelebi’yi de azarlamış. Küçük Abdal onun Şücâüddin Baba, Koyun Baba ve Hacı Bektâş-ı Velî dışında geçmişte ve kendi döneminde yaşayan hiçbir veliyi kabul etmediğini, abdallarına çok düşkün olduğunu, bütün hevesleri terk edip Hak aşkı ile dolan ve âlemdeki her şeyi Hak’tan bilenleri gerçek abdal kabul ettiğini söyler.

II. Bayezid’e Arnavutluk’ta yapılan suikast girişiminden (1492) Otman Baba dervişleri sorumlu tutulmuş ve bundan dolayı da dervişleri takibata uğramıştır. Anadolu ve Balkanlar’da pek çok köye onun adına nispetle Hüsam Dede ismi verilmiştir. Hasköy yakınlarında bulunan Otman Baba Türbesi 1506 yılında yapılmış olup günümüzde hâlâ ziyaret edilmektedir. Bizim de Bulgaristan gezimizin son günü son durağımız Hasköy yakınlarında Otman Baba türbesi oldu. Türbe bakımlıydı; içeride çiçekler ve Hz. Ali tasvirleri vardı. Biz geldiğimizde türbe açıktı hatta görevlinin evi de açıktı ama etrafta kimse yoktu. Türbenin yakınında törenler için üstü kapalı, yanları açık birkaç alan düzenlenmiş. Buralarda oturma yerleri, masalar ve bir de mutfak bulunuyor.
Akyazılı Sultan Tekkesi ve Türbesi
Otman Baba’nın halifesi ve yol evladı olan Akyazılı Sultan’ın, XVI. yüzyılda yaşamış olduğu kabul edilmektedir. Akyazılı Sultan, Otman Baba geleneğine mensup bir mürit ve Rum abdalları çizgisini Balkanlar’da temsil eden önemli bir derviş olarak öne çıkmaktadır. Otman Baba’nın ölümünden sonra Varna’daki tekkeye yerleşen Akyazılı Sultan, zamanla bu dergâhın şeyhi olarak kabul edilmiş ve tekke, onun ismiyle özdeşleşmiştir.

Derviş-gazi figürünün Rum Abdallarının irşat pratikleri bağlamında somutlaştığı Akyazılı Sultan, şeyhinden aldığı postu vefatından önce halifesi Demir Baba’ya devretmiştir. Evliya Çelebi’nin aktardığı menkıbeler aracılığıyla Akyazılı Sultan, farklı inanç gruplarını etkileyen ve halkla bütünleşen bir dinî şahsiyet olarak şekillenir. Türbesi ve zaviyesi yalnızca ibadet ve irşat işlevi görmeyip, aynı zamanda sosyal yardımlaşma, kültürel aktarım ve dinî dönüşümün gerçekleştiği yerdir. Yine Evliya Çelebi’nin anlatımına göre tekkede 100 derviş kalırmış ve her birisi bir işle meşgul idi. Burası ayrıca yaklaşık 200 misafir ağırlarmış ve her misafir üç gün kalabilirmiş. Meydan evi çok geniş ve kubbesi ahşap olup zemini ise mermermiş. Meydan evinde hiçbir direk yokmuş kubbe ona göre tasarlanmış. Bugün de meydan evinin çatısı günün tekniğiyle direksiz ahşaptan tekrar yapılmış.

Tekkenin yanında Akyazılı Sultan’ın Türbesi var. Diğer türbelerden farklı olarak buranın tavanı oldukça yüksek. Bu tür yüksek tavanlı türbelere benzer Eskişehir’de Seyyit Battal Gazi ve Şucaettin Veli türbeleri örnek gösterilebilir. Tarihçi Cemal Kafadar, bu benzerlikten hareketle böyle yüksek türbeleri Eskişehir’de Mihailoğulları tarafından yapıldığından burada da onların eli olduğunu; ayrıca böyle yüksek tavanlı türbelerin, Orta Asya ve İran’ın türbe mimarisine uygun olduğunu söyler.
Biz buraya gezimizin ikinci günü Varna’dan geldik, burası zaten yakındı. Ağaçlandırılmış güzel ve geniş parkın içindeki Tekke ve Türbe’nin yanında küçük bir ofis var. Hem bilet satıyor hem de gelen ziyaretçilere kapıyı açıyordu. Yaklaşık 11.00 sularıydı, bizden başka ziyaretçi yoktu burada. Türbenin içinde hem Hz. Ali resimleri var hem de Hristiyanlıkla ilgili resimler ve ikonlar vardı. Doğrusu çok şaşırdık, diğer türbelerde böyle bir manzarayla karşılaşmamıştık. Türbenin Hristiyan kutsal alanı olan Saint Athanasius mekânı üzerine inşa edilmiş olmasından dolayı bu durumun bununla ilgili olup olmadığını bilmiyorum.

Akyazılı Sultan Tekkesi ziyaretinden sonra Balçık/Varna’dan Deliorman bölgesindeki Razgrad’a cuma günü 12.30 sularında geldik. Razgard’ın merkezinde 16. yüzyıldan kalma Pargalı İbrahim Paşa Camii vardı ama cuma vakti olmasına rağmen kapalıydı. Oradan da Deliorman’ın derinliklerindeki Demir Baba Türbesine geçtik.
Demir Baba
Günümüzde Bulgaristan sınırları içinde kalan Demir Baba Tekkesi, ülkenin kuzeydoğusunda Deliorman bölgesindeki Razgrad şehri yakınlarındaki İsperih (Kemaller/Kemanlar) köyünde bulunmaktadır.
Demir Baba’nın XV. yüzyıl sonlarında doğduğu, babasının Akyazılı Sultan dervişlerinden olduğu, babası gibi kendisinin de Akyazılı Sultan’a intisap ettiği, hilâfet aldıktan sonra tekkesini kurduğu, Kanûnî Sultan Süleyman devrinde dervişleriyle beraber Rumeli serhatlerinde gazâlara katıldığı, bu arada Budin seferleri sırasında bulunduğu ve burada bir tekke kurduğu, çevre halkı tarafından çok sevilip sayılan, velâyetine inanılan bir kişi olduğu söylenir.

Deliorman bölgesi, Osmanlı güreş tarihinde önemli bir yere sahiptir ve yöreden çok sayıda Koca Yusuf gibi ünlü pehlivanlar yetişmiştir. Demir Baba’nın, menakıpnamelerinde ve halk arasında yaygın rivayetlerde çok güçlü kuvvetli olduğunun belirtilmesi, “Pehlivan Baba” lakabı ile anılmasından dolayı tekkesinin bir tür güreşçilik merkezi niteliği de taşıdığı anlatılır. Ayrıca Demir Baba, Deliorman’daki pehlivanlık geleneğinin piri olarak kabul edilir.
Demir Baba Tekkesi’nin bulunduğu yer Osmanlı metinlerinde ağaç denizi olarak adlandırılıyordu. Tekke, ormanın içinde bir yamaca kurulmuş. Arabayla belli bir yere geldikten sonra Tekkeye yaklaşık 600 basamak olduğu söylenen merdivenlerden inilerek ulaşılıyor. Ağaçların arasından tekkeye bu merdivenlerden biz de indik ama kaç merdiven olduğunu saymadık; bununla beraber verilen rakamların abartılı olmadığı kesin. Merdivenler boyunca ağaçlara bol bol çaput bağlanmış. Çaput bağlama işi diğer türbe çevresinde de vardı ama buradaki kadar çok değildi.

Demir Baba Tekkesi, dağın yamacında hafif meyilli bir yerde kurulmuş. Tekkenin sadece duvarları vardı ama türbe sağlamdı. Evliya Çelebi’nin anlattıklarına göre burada bir zamanlar 100 dervişin yaşadığı ve gelip geçenlere yemek verildiği anlatılır. Biz ziyarete geldiğimizde burada kimse yoktu ama türbenin kapısı açıktı; içeri girebildik. Ayrıca türbenin yanında küçük bir ev var orada da bazı derviş resimleri ve Demir Baba’nın temsili demirden ayakkabıları da sergilenmiş. Buraya gelmeden önce okuduğum gezginler, Türbenin içine ziyaretçilerin bazı dileklerini yazarak bıraktığını belirtmişlerdi ama biz böyle bir şey göremedik muhtemelen kaldırılmışlardı.
Tekkenin girişinde taşın altından çıkan suyun, Demir Baba’nın beş parmağıyla çıkardığına inanılır. Tekke duvarında ayrıca omuz seviyesinde iki delik var. İnanışa göre duvardaki iki deliğe gözlerini kapatarak parmaklarını sokabilen kişinin iyi insan olduğu anlaşılır. Bir başka inanış da türbenin bitişiğindeki yatık bir kaya var. Eğer kaya üzerine yatılırsa sağlık ve canlılık elde edilirmiş.
Bizim ziyaretimiz esnasında tekke ve çevresinde kimse yoktu. Biz meşhur 600 basamaklı merdivenlerden geri dönerken bir aile de ziyaret için geliyordu.
Kıdemli Baba
Kıdemli Baba’nın gerçek adı Musa Çoban olup erken dönemlerde Rumeli’ye gelen dervişlerden kabul edilir. Demir Baba Velâyetnâmesi’ne göre Kıdemli Baba’nın Demir Baba, Akyazılı Sultan gibi büyük dervişlerin şeyhi veya şeyhi kadar hürmet ettikleri bir ulu kişi olup, Balkanlar’daki Rum Abdalları geleneğinde önemli bir yere sahip gazi dervişlerden biridir.

Kıdemli Baba Türbesi, günümüzde Bulgaristan’ın orta kısmında bulunan Yeni Zağra (Nova Zagora) şehrine bağlı Grafitovo/Tekkemahalle köyün yanında, Ada Tepe diye adlandırılan tepelik bir yerdedir. Günümüzde Türbeye ulaşmak için ya yürümek ya da arazi aracı kullanılmalı. Kıdemli Baba Tekkesi bir külliye olarak inşa edilmiş;, meydan evi, imaret, türbe, mescit ve ek yapılardan oluştuğu bilinmektedir. Ne yazık ki külliyeden günümüze yalnızca türbe ile meydan evinin kalıntıları ulaşmıştır. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine göre türbe, Çelebi Sultan Mehmet (1413-1421) tarafından yaptırılmıştır.
-Karakaya-Stump, Ayfer. Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2015.
-Ocak, Ahmet Yaşar. Kalenderiler, 2. Baskı, Ankara: TTK Yayınları, 1999.
-Atlı, Aziz. Balkanlarda Bektaşilik, İstanbul: La Kitap Yayınları, 2019.
-Barkan, Ömer L. İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler, Vakıflar Dergisi, sayı 2, Ankara: 1942.
-Şahin, Haşim. Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Rum Abdalları, Sakarya Üniversitesi Yayınları, 2001.
– Haşim Şahin, Otman Baba, TDVİA 34. Cilt, 2007 İstanbul, s. 6-7.
– Machıel Kiel, Deliorman, TDVİA 9.cilt, 1994 İstanbul, s. 141-144.
– M. Baha Tanman, Demir Baba Tekkesi, TDVİA 9. Cilt, 1994 İstanbul, s. 150-151.
– Nazif Kuyucuklu, Bulgaristan, TDVİA 6. Cilt, 1992 İstanbul, s. 391-396.
– Emin Nazmi, Doğuşundan Günümüze Bektaşilik, Erem Pazarlama Kültür Yayınları, İstanbul 2023.
– Köprülü, Orhan F. Abdal, TDVİA 1. Cilt, İstanbul 1988.
– Yıldırım, Rıza. Bektaşiliğin Doğuşu, İstanbul: İletişim Yayınları, 2019.
– Yıldırım, Rıza. Geleneksel Alevilik, İletişim Yayınları, İstanbul 2018.
– https://makale.isam.org.tr/items/f3f7b6a5-ad23-474b-b1a4-f82a8b277939
– https://utkvakfi.org/akyazili-sultan/
– https://www.youtube.com/watch?v=8U3g6LHpQOc
– https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/555435
[1] Aziz Atlı, Balkanlarda Bektaşilik, 2019.
[2] A. Yaşar Ocak, Kalenderiler, 1999.
[3] Orhan F. Köprülü, Abdal, 1988.
[4] Ömer L. Barkan, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler, 1942.
[5] Haşim Şahin, Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Rum Abdalları, 2001.
[6] Rıza Yıldırım, Geleneksel Alevîlik, 2018.
[7] Orhan F. Köprülü, Abdal, 1988.
[8] Ayfer Karakaya-Stump, Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, 2015.
[9] Orhan F. Köprülü, Abdal, 1988.
[10] Rıza Yıldırım, Bektaşiliğin Doğuşu, 2019.
