SeyahatlerAvrupa

                      Batı Trakya ve Kavala/Yunanistan

Dünyanın pek çok ülkesine seyahat etmiş olmama rağmen Balkan coğrafyasını pek fazla gezip görme fırsatım olmamıştı. Bulgaristan, Yunanistan hatta Makedonya’ya otomobille dahi gitme imkânımız varken böyle bir seyahati bir türlü gerçekleştirememiştim. Arkadaşım Mustafa Güvelioğlu’nun Yunanistan Kavala’da bir müşterisi var, bana arabayla günü birlik gidip geldiğini söylemişti. Günü birlik değilse bile arabayla yapılacak 1-2 günlük geziler bana da cazip geldi.

11-12 Eylül 2025’te Rumeli-Balkanlar’a ilk gezimizi Batı Trakya, Kavala ve Selanik/Yunanistan’a gerçekleştirdik. Geziyle ilgili yazımız uzun olamasın diye Selanik izlenimlerimi ayrı bir başlıkta yazacağım.

                                                BATI TRAKYA

Günümüzde Batı Trakya doğudan Meriç nehriyle Türkiye’den, batıdan Mesta Karasu nehriyle Güney Makedonya’dan (Yunanistan Makedonya’sı), kuzeyden Rodop dağları ile Bulgaristan’dan ayrılmış olup güneyden de Ege Denizi’yle çevrilidir. Bölge İskeçe, Gümülcine-Rodop ve Dedeağaç-Meriç vilayetlerinden oluşmaktadır.

Batı Trakya, Dedeağaç’tan başlayıp Kavala’ya kadar uzanan şehirler, birçok köy ve beraberinde birçok ilginç hikâye demek… Bu bölgelerde Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe ve Kavala haricinde Türkiye’den tanıdık birçok isim var; Bektaşi dergahlarından aşinası olduğumuz Dimetoka’daki Seyyit Ali Sultan-Kızıldeli Dergâhı, Şeyh Bedrettin’le aşinası olduğumuz Simavna var ki Şeyh Bedrettin Simavna kadısı oğlu diye bilinir. İskeçe’nin batısında “Drama Köprüsü” şarkısıyla meşhur Drama var. Nereden öğrendiğimi bilmiyorum ama orta okuldayken ilk ve tek söylediğim şarkı buydu. Kavala’nın batısındaki Serez ise Şeyh Bedrettin’in idam edildiği yer olarak bilinir.

Batı Trakya’da dolaşırken çevrede çok sayıda başörtülü kadın gördük ve bazı yerlerde minarelerden ezan sesi bile duyduk. Gümülcine’de bir fotoğraf çekmiştim, fotoğraf karesinde cami ve başörtülü iki kişi vardı. Oğlum, paylaştığım fotoğrafı görünce bana, “Siz hâlâ Türkiye’de misiniz?”  yazdı, Gerçekten burada manzaralar ve insanlar çok tanıdık.

Yunanistan’daki bazı alışkanlıklar burada da var. Mesela siesta denen öğleden sonra 14:00-16:00 arası uyku molası. Bir de gündüz sokaklar çok daha tenhaydı. Tabii halk akşamdan sonra bunun acısını çıkarıyor; sokaklar dolup taşıyor. Avrupa Birliğinin yardımlarının toplumu bu hale getirdiği söyleniyor. Nihayetinde burası Avrupa’nın haylaz çocuğu olarak da biliniyor.

                                             Dedeağaç-Meriç İli

Bu Bölge Batı Trakya’nın Türkiye sınırıdır. Bölgenin merkezi Dedeağaç, Ege Denizi kıyısında turistik bir yer.  Türkiye’den gelenler buraya İpsala gümrük kapısından giriyor fakat biz kuzeyde Bulgaristan sınırına yakın Dimetoka’ya gideceğimiz için Pazar Kapı’dan giriş yaptık. Pazar Kapı küçük bir sınır kapısı, dolayısıyla çoğunlukla daha sakin oluyor.

Dimotoka

Batı Trakya’da Meriç ilinin sınırları içinde bir ilçe olan Dimetoka’da Bizans ve Osmanlı döneminden kalma kale kalıntıları bulunmaktadır. Burası Bizans döneminde Trakya’nın en önemli müstahkem kasabası olup Osmanlı döneminde (1361-1912) bir ilim merkezi ve Osmanlı sultanlarının zaman zaman gelip kaldıkları bir yerdi. Bu sebeple kalenin bulunduğu tepede sultanlar için büyük bir saray yapılmıştı. Edirne’nin fethine kadar I. Murad’ın, daha sonra da Şehzade Mûsâ Çelebi ve Fatih Sultan Mehmet’in burada ikamet ettiği söylenmektedir. Fatih’in oğlu Bayezid burada doğmuştur. Yıldırım Bayezid’in inşasına başladığı ve oğlu I. Mehmet’in 1421 yılında tamamladığı Rumeli’nin en büyük camisi Dimetoka’dadır. Küçük şehrin siluetine hâkim olan bu cami hâlâ ayaktadır.  Camide büyük bir tadilat çalışması olduğundan maalesef caminin içini görme fırsatımız olmadı.

Seyyit Ali Sultan-Kizildeli Tekkesi

Seyyit Ali Sultan-Kızıldeli Tekkesi, Dimetoka’ya bağlı Ruşenler (Russa) köyüne 3 km. uzaklıkta, bugünkü Bulgaristan sınırlarında, Rodop Dağları’nın sırtlarında yer alıyor. Tepeden Meriç Nehri’nin bir kolu olan Kızıldeli Çayı’na baktığı için bu adla anılmaktadır. 20. yüzyılın başlarında tahrip edilen tekke yapılarının merkezinde 600 yıllık bir dut ağacı bulunmaktadır. Yakın zamanda yenilenen tekke; aşevi, Seyyid Ali Sultan’ın türbesi, ana dergâh-meydan evi ve derviş mezarlarından müteşekkildir. Yunanistan’da faaliyet gösteren iki tekkeden biridir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte Ocak’la yakından bağlantısı olan Bektaşilik de yasaklanmıştı. Osmanlı topraklarında, 1826’dan önce oldukça güçlü bir tarikat olan Bektaşilik özellikle Balkanlar’da çok etkiliydi. Misal, Kızıldeli Tekkesi’ne bağlı yirmi dört köy vardı ve tekkenin arazisi de yaklaşık 2000 dönümdü Ayrıca dergâh, 3000 koyun, 200 büyük baş hayvan ve sekiz de değirmene sahipti.

Bektaşi tekkeleri genel itibarıyla şehirlerin çeperinde veya kasabanın yakınında meskundur.[1] Bununla beraber tekkelerin bir kısmı konum olarak stratejik yerlerde kuruldu; kimisi kale kenarında, kimisi anayollar üzerinde, kimisi de boğaza hâkim bir yerde inşa edilmiştir.[2] İşte burası tam da boğaza hâkim bir tepelik yerdi ki 600 sene geçmesine rağmen hâlâ çevresinde hiçbir yerleşim yeri yoktur.

Dimetoka’dan buraya 50-55 dakikada geldik. Buradan Gümülcine’ye 1,5-2 saat sürdü ve geçtiğimiz yerler çoğunlukla tenhaydı. Bir de yollar o kadar çok kıvrımlıydı ki midemiz bulandı. Hatta arkadaşım, “Nereye dersen giderim, fakat bu kadar dağlık bayırlık olmazsa iyi olur” diyerek takıldı.

Seyyit Ali Sultan ile Hacı Bektaş-ı Veli’nin temsil ettiği tasavvuf anlayışı 14. yüzyılın ortasında Rumeli’ye taşınmıştı. Kızıldeli Tekkesi 14. yüzyıl sonlarında Dimetoka yakınlarında kurulduğunda bölgenin Müslüman nüfusu çoğunlukla konar-göçer Türkmen’di.[3] Rıza Yıldırım’a göre, tarikatlaşmadan önce Bektaşiliğin ana dergâhı Seyyit Ali Sultan-Kızıldeli Dergâhı’ydı çünkü tarikatın esas yayılma alanı bu bölgelerdir. Kızıldeli Dergâhı Bektaşiliğin bu bölgelere yayılmasında öncülük etmiştir. Nitekim Bektaşiliğin tarikatlaşması Balım Sultan vasıtasıyla olmuştur ve Balım Sultan da bu tekkede yetişmiştir. Bektaşilikteki on iki posttan ikinci ve üçüncü postlar bu dergâhla ilgilidir (ikinci post Seyyit Ali Sultan’a, üçüncü post ise Balım Sultan’a aittir).[4]

                                    Gümülcine-Rodop İli

Batı Trakya’daki Rodop bölgesinin merkezi ve başkenti olan Gümülcine’de, ciddi oranda Müslüman nüfusu yaşıyor. Burası 1361-1363 yılları arasında kuşatılıp Osmanlı topraklarına katılmış, 1913 yılında Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan’a bırakılmış. 1920 yılında San Remo Antlaşması ile de Batı Trakya ile birlikte Yunanistan’a dahil edilmiş.

Şehirde gezilmesi gereken eserler şöyle:

-Gazi Evrenos (ö. 1417) tarafından yapılan İmaret, Gümülcine içindeki en eski Osmanlı yapılarından biri. Günümüzde dinî müze olarak hizmet veriyor ve içinde 16.-20. yüzyıllara tarihlenen dinî objeler sergileniyor.

-Yeni Camii 1585 yılında Osmanlı padişahı III. Murat Han döneminde Sabık Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Efendi tarafından yaptırılmış.

-Eski cami ise ismine rağmen Yeni Cami’den az sonra yapılmış (kitabesine göre 1608’de yapılmış).

-Tanrı’nın Annesinin Ölümü Kilisesi (Church of the Dormition of Mother of God) 1800’lü yıllarda Osmanlılar tarafından eski bir Bizans kilisesinin üzerine yapılmış.

-II. Abdülhamid tarafından 1884-85’te yaptırılan saat kulesi şehrin merkezinde yer alıyor.

                                                 İskeçe

Osmanlı Dönemi: Şehir, 1361 yılında Osmanlılar tarafından fethedildi ve 1912’ye kadar Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.

Balkan Savaşları: 1912’de Bulgaristan’ın kontrolüne geçti. 1913 yılında tekrar Osmanlı’ya geçse de 1919’da Yunanistan’a bağlandı.

Rodop Dağları’nın eteklerinde kurulmuş eski şehir, camilerin, Bizans kiliselerinin ve cumbalı evlerin süslediği sokaklarıyla gezginleri adeta büyülüyor. Eskiden beri ismini çokça duyduğumuz İskeçe Müftülüğü de burada yer alıyor. Dağın eteklerinden yukarıya doğru çıktıkça Türk nüfusun yoğunluğu artıyor. Hatta az yukarı dağa doğru tırmanınca karşımıza büyük bir Müslüman mezarlığı çıktı. Mezarlar Türkiye’dekilerden farklı değil.

İskeçe, Yunanistan-Bulgaristan sınırına 34 km. mesafede yer alıyor. Rodop Dağları’nda olan sınır bölgelerinde Pomaklar[5] yaşıyor. Burada Pomak kasaplar meşhur, bu sebeple et yemek amacıyla bir dağ köyüne de gittik fakat geç kaldığımız için maalesef buranın etini tadamadık. Rehberimiz, Yunan hükûmetinin müftü ve imamları Pomaklardan seçtiğini söyledi. Ama onlar ise devletin seçtiği imamların arkasında namaz kılmıyorlarmış. Kendi imamlarını kendileri seçiyor ve paralarını da kendileri ödüyormuş.  Bundan dolayı da devletin imamları camilere gelmiyormuş.

İskeçe, tütün üretimi ile ünlüdür. 1800’den itibaren Osmanlı döneminde Avrupa’ya ihraç edilen İskeçe tütünü çok meşhurdu ve tütün ticareti sayesinde şehirde büyük bir zenginlik oluşmuştu. Şehirde eski bir tütün deposu da bulunuyor. Ancak şimdilerde tütünden ziyade İskeçe Karnavalı ile meşhur. İskeçe Karnavalı, her yıl düzenlenen ve binlerce turist çeken büyük bir etkinlik.  Bundan dolayı Batı Trakya Türklerinin önemli sosyal ve kültürel faaliyetleri İskeçe’de yoğunlaşmıştır.                                                  

                                                   KAVALA

Kavala, Kuzey Ege Denizi’nin batı yakasında küçük, şirin, tarihî bir şehir olup bugünkü Yunanistan’ın Makedonya bölgesindedir. Kavala, MÖ 6. yüzyılda Yunanca “Yeni Şehir” anlamına gelen Neapolis ismiyle kurulmuş, 1387-1912 yılları arası Osmanlı hâkimiyeti altında kalmış ve asıl şehir hüviyetini bu dönemde kazanmıştır.  

Osmanlı döneminde tütün ticareti Kavala’yı çok zenginleştirdiğinden burası, 1800’lerde Avrupa’nın en büyük tütün ihraç limanı haline gelmiştir. Bugün Kavala, kurabiyesiyle meşhur; buradaki anlatıya göre kurabiye, Kapadokya’dan buraya babaları Türk anneleri Rum bir aile tarafından getirilmiş.

Kavala, liman bölgesinden su kemerine kadar yeni şehir, oradan sonra da tepeye kadar eski şehir ki Kavala’da görülmesi gereken yerlerin birçoğu burada bulunuyor. Eski şehir,çok iyi korunmuş tarihî dokusu, konakları, rengarenk cumbalı evleri ve avluları, Arnavut kaldırımlı sokakları, yokuşlu bol merdivenli dar yolları ve şehri en tepeden gören Kavala Kalesi’yle gezginlere unutulmaz anlar yaşatıyor.

Su Kemerleri

Kavala’yı eski ve yeni olarak ikiye bölen bu kemerin, her ne kadar Roma döneminde şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edildiği iddia ediliyorsa da mevcut yapı Osmanlı döneminden kalma. Şu an şehrin en önemli simgelerinden biri olan kemer, 1911’e kadar da amacı doğrultusunda kullanılmış.

Mehmet Ali Paşa İmarethanesi, Evi ve Heykeli

Tarihî şehre girdikten sonra karşınıza çıkacak ilk yapılardan biri İmarethane. Burası 19. yüzyılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından klasik İslam mimarisi planıyla yaptırılmış, Yunanistan’daki en önemli Osmanlı yapılarından biri. Bir medrese, mescit, yetimhane ve aşevi olarak yapılan İmaret, şu an otel olarak kullanılıyor; adı da “İmaret Hotel”. Bir daha bu şehre gelme imkânım olursa bu otelde kalıp yapının içerisini de görmeyi düşünüyorum.

Kavala’da görebileceğiniz yerlerden bir diğeri de Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu ev. Burası 1700’lerin başında yapılmış cumbalı taş bir bina. Güney ve Kuzey olarak iki bölüme ayrılan ev dönemin dekorasyon detaylarını yansıtıyor. Kapalı olduğu için maalesef bu yapının içini de görme fırsatımız olmadı.

Hemen evin önünde Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın at üstünde bir heykeli var. Paşa, Osmanlı tarihinde önemli bir sima, zira biz onu Mısır Hidivi (valilerin aynı aileden gelmesi) olarak biliyoruz. Tabii bir de Osmanlı’ya isyan etmiş ve ordusuyla Kütahya’ya kadar gelmiş, başka devletlerin araya girmesiyle anlaşma yapılmış ve hidiv unvanını almış.

Meryem Ana Kilisesi

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evinin karşısındaki kilise 15.yy’da Bizans döneminde yapılan bir kilisesinin yerine 1965 yılında inşa edilmiş. Burası, şehrin en güzel manzaralı kilisesi olmalı.

Pargalı İbrahim Paşa Cami veya Aziz Nikolaos Kilisesi

Burası başta bir kiliseymiş. 16. yüzyılda kilise camiye çevrilmiş ve Pargalı İbrahim Paşa’nın adını almış. Veya kilise kalıntıları üzerine 16. yy.’da Pargalı İbrahim tarafından cami yapılmış. O dönem Kavala’nın en büyük camisi olarak hizmet verdikten sonra, 1926’da minaresi kaldırılarak kiliseye dönüştürülmüş.

Halil Bey Camii
Kiliseden camiye, camiden kiliseye dönüştürülen mekanlara bir örnek daha. Bu da bir bazilikanın kalıntıları üzerine inşa edilmiş camilerden biri. Artık Kavala Filarmoni Orkestrası’na tahsis edilmiş. Caminin hemen yanında klasik İslam mimarisinde yapılmış şık bir medrese de var.

Tütün Müzesi

Geçmişte ve özellikle Osmanlı döneminde bir ticaret şehri olan Kavala’da tütün üretiminin uzun bir geçmişi ve önemi var. Tam da bu sebeple, şehirde bir tütün müzesi yer alıyor. Müze içinde tütün yetiştirme malzemeleri, örnek tütünler, üretim makineleri mevcut.

Kavala Kalesi

Eski şehrin en tepesinde muhteşem bir manzarayı ayaklarınıza seren bu kale muhtemelen Bizans döneminden kalma ama 15. yüzyılda Osmanlı döneminde mevcut hüviyetine kavuşmuş ve bazı bölümleri hapishane olarak kullanılmış. Kale günümüzde açık hava tiyatrosu olarak kullanılıyor.

Bu gezimizin en keyifli kısmı Kavala Kalesi’ydi. Hele kalenin tepesinden şehir manzarası enfes; tüm Kavala âdeta ayaklarınızın altında. Arkadaşım daha öncede Kavala’ya gelmiş fakat kaleye çıkmamış. O an ilk aklıma gelen şey, Kavala’yı gezip de buraya gelmeyenin “Nikâhına zararı vardır.” oldu.

Kaynakça

Aziz Atlı, Balkanlarda Bektaşilik, 2019.

Suraiya Faroqhi, Anadolu’da Bektaşilik, 2017.           

Nazmi Emin, Doğuşundan Günümüze Bektaşilik, s.45.

Semavi Eyice, Alaca İmaret Camii, TDVİA 2. Cilt, 1989, Ankara.

Machiel Kiel, Dimetoka,TDVİA 9.cilt, 1994 İstanbul, s 305-308.

Machiel Kiel, Gümülcine, TDVİA 14.cilt, 1996 İstanbul, s 268-270.

Machıel Kıel, Kavala, TDVİA 25.cilt, 2022 Ankara, s. 60-62.                           

https://youtu.be/RJN30K_x4Go?si=0dz7uD7Jk163sSbY, Fahri Maden.

https://gezimanya.com/dedeagac,

https://www.enuygun.com/bilgi/dedeagac-ta-denize-girilecek-yerler/

https://kucukdunya.com/gumulcine-komotini-gezi-rehberi/


[1] Suraiya Faroqhi, Anadolu’da Bektaşilik, 2017.

[2] Aziz Atlı, Balkanlarda Bektaşilik, 2019.

[3] Rıza Yıldırım, Bektaşiliğin Doğuşu, 2019.

[4] Rıza Yıldırım, Bektaşiliğin Doğuşu, 2019.; Nazmi Emin, Doğuşundan Günümüze Bektaşilik, s.45.

[5] Pomaklar, kimlikleri hakkında ihtilaf olan Müslüman halklardandır. Dillerinin çoğunlukla Slav kökenli olmalarından dolayı Slav kabul edildiği gibi, örf ve adetlerinden dolayı da Kıpçak-Kumanların bakiyesi olduğunu kabul edenler de var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Language »