
24-30 Ocak 2025 tarihlerini kapsayan Çin gezimize dair notlarımızı iki ana başlığa ayırdık. Bunlardan ilki; “Çin Seddi, İç Moğolistan ve Pekin Camileri” üzerineydi. Bu yazımızda ise Yasak Şehir, Tiananmen Meydanı, Yazlık Saray, Kraliyet Bahçeleri, Cennet Tapınağı, Lama Tapınağı ve Konfüçyüs Tapınağı’nı ele alıyoruz.
PEKİN-BEİJİNG
Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin başkenti olan Pekin (Beijing- “Kuzeyin Başkenti”), ülkenin en büyük ikinci şehri olmasının yanı sıra siyaset, eğitim ve ticaretin de merkezidir. Yaklaşık 800 yıldır önemini koruyan bu kadim şehir; Yuan (1271-1368), Ming (1368-1644) ve Qing (1644-1911) hanedanlıklarına da başkentlik yapmıştır. Tarih boyunca otuz dört farklı imparatorun ülkeyi yönettiği Pekin, en eski dönemlerinden bu yana stratejik değerini her zaman korumayı başarmıştır.

Pekin’in tüm Çin’in başkenti olması ve stratejik önem kazanması, Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han döneminde başlamıştır. 1260 yılında Moğolların “Büyük Kağan”ı ilan edilen Kubilay Han, 1264’te yönetim merkezini, kendi dillerinde “Han Şehri” anlamına gelen Hanbalık dedikleri Pekin’e nakletmiştir. Burada üç yıl ikamet ettikten sonra şehrin kuzeydoğusunda yeni bir yerleşim birimi kurdurmuş; Avrupa kaynaklarında “Tatar Şehri” olarak anılan bu bölgeye Yeni Hanbalık denilmiştir. Çin’deki Moğol hâkimiyetinin 1368 yılında sona ermesinin ardından dahi Pekin, uzun bir süre Hanbalık adıyla anılmaya devam etmiştir. Nitekim Timurlu Hükümdarı Şâhruh’un (ö. 1447) Çin’e gönderdiği elçilik heyetinin hazırladığı raporda da şehirden hâlâ “Hanbalık” olarak bahsedildiği görülmektedir.
Kubilay Han’ın Hanbalık-Pekin’deki en büyük projesi; diğer önemli ticaret şehirlerinden Pekin’e kadar uzanan, gemilerle yolculuk yapmaya ve yük taşımaya uygun devasa su yolları olan “İmparatorluk Kanalları”nın genişletilmesiydi. Faslı ünlü seyyah İbn Battuta, 1345 yılında Hanbalık-Pekin’e gemiyle ulaştığını anlatır ve buranın diğer şehirlerden ne kadar farklı olduğunu vurgular. Marco Polo’nun kayıtlarına göre ise o dönemde şehirde bir milyon yüz bin kişi yaşıyor ve her gün şehir kapılarından bin araba dolusu ham ipek girişi yapılıyordu.

Kubilay Han, Hanbalık-Pekin’de Çinli ve Müslüman âlimlerin yönetiminde iki büyük rasathane inşa ettirmişti. Benzer şekilde Kubilay Han’ın kardeşi Hülâgû da 1259 yılında İran’ın Meraga şehrinde, Nasîrüddin Tûsî’ye o güne kadar eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir rasathane kurdurmuştu. Muhtemelen Kubilay Han da Pekin’deki çalışmaları başlatırken Meraga’daki bu ileri düzey rasathaneyi örnek almıştı. O dönemde Macaristan’dan Pasifik Okyanusu’na, Suriye’den Çin’e kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklar, Cengiz Han’ın vârislerinin kontrolü altındaydı. Bu devasa coğrafyada yaklaşık iki yüz bin atlının görev yaptığı, dönemin en ileri posta sistemi işletiliyordu. Bu sayede hem ticari mallar hem de fikirler bu geniş sahada serbestçe dolaşabiliyordu. Hanbalık’ın kuzeyinde, Semerkant’tan gelen Müslümanların yaşadığı ve büyük saygı gördüğü özel bir yerleşim mevcuttu. Ayrıca Müslüman bilginlerin Hanbalık sarayında ve yönetiminde de büyük bir nüfuzu bulunuyordu.

Bugün Çin’deki baş döndürücü gelişimin en net gözlemlendiği şehirlerin başında Pekin geliyor. Burası artık son derece teknolojik ve modern bir metropol. Yollardaki araçların neredeyse tamamı yeni; özellikle elektrikli araç sayısındaki artış dikkat çekici. Plaka renklerinden araçların türünü ayırt etmek mümkün: Yeşil plakalı olanlar elektrikli, mavi plakalı olanlar ise içten yanmalı motora sahip araçları temsil ediyor. Pekin’de nakit para kullanımı adeta tarihe karışmış durumda. Bir tapınak kapısında saz çalan iki görme engelli sanatçının, kendilerine destek olmak isteyenler için boyunlarına birer QR kodu astığını görmek bu dijitalleşmenin en çarpıcı örneğiydi. Önceki Çin gezilerimde rastlamadığım, ancak bu sefer fark etmemenin imkânsız olduğu bir diğer yenilik ise şehrin her adım başında yer alan tertemiz tuvaletleriydi. 1990’lı ve 2000’li yılların başından beri Çin’e gidenler, özellikle şehir dışındaki fabrika ziyaretlerinden kalma “ilginç” tuvalet hatıralarına sahiptir. O dönemlerde, ziyaret boyunca tuvalet ihtiyacı doğmasın diye ikram edilen çayları bile içmezdik. Hatta 2011 yılındaki bir ziyaretimde, bu çekincemi bilen Çinli iş arkadaşım, “Artık rahatça çay içebilirsin, patronun odasına çok güzel ve temiz bir tuvalet yaptırdık” diyerek bu değişimin sinyallerini vermişti.
Yasak Şehir

Yasak Şehir, 1420 yılında son şeklini alarak tamamlanan ve 1912 yılına kadar kullanılan Çin’in son imparatorluk sarayıdır. Pekin’in tam kalbinde, Ming Hanedanı döneminde yükselen bu muazzam yapı, beş yüzyıl boyunca hüküm süren imparatorlara ev sahipliği yapmıştır. Çin’i yöneten Ming ve Qing hanedanlarının ortak ikametgâhı olan Saray, bugün dünyanın en büyük, en eski ve en iyi korunmuş ahşap yapılar topluluğunu bünyesinde barındırmaktadır. Yasak Şehir, UNESCO tarafından da günümüze ulaşmayı başarmış en geniş ahşap yapılar topluluğu olarak tescillenmiştir.

Sarayın bir “şehir” olarak adlandırılmasının temel nedeni, imparatorluk döneminde tamamen kendi kendine yeten, bağımsız bir yaşam alanı olarak kurgulanmış olmasıdır. 720.000 metrekarelik devasa bir arazi üzerine kurulu olan bu kompleks; yaklaşık 980 yapı ile 9.900 oda ve koridoru bünyesinde barındırmaktadır. Yasak Şehir’i işlevsel olarak “Dış” ve “İç” saray şeklinde ikiye ayırmak gerekir. Dış saray, devlet işlerinin yürütüldüğü bölümdür; gündüzleri kraliyet çalışanları burada görev yapar ancak gece olduğunda kimsenin kalmasına izin verilmezdi. İlginç bir detay olarak, suikastçıların saklanabileceği hiçbir yer bırakmamak adına dış sarayda tek bir ağaca bile yer verilmemiştir. İç saray ise sadece imparator, ailesi ve hizmetlilerin girebildiği özel yaşam alanıdır; bu nedenle dış sarayın aksine birbirinden estetik ve huzurlu bahçelerle süslenmiştir.

Bu devasa komplekse “Yasak Şehir” isminin verilmesinin oldukça haklı gerekçeleri bulunmaktadır. Bu isim, Saray’ın hem muazzam boyutlarını hem de dış dünyaya kapalı, gizemli yapısını sembolize eder. Çin imparatorlarının özel yaşam alanı olarak tasarlanan bu yer, adeta bir güvenlik kalesi mantığıyla inşa edilmiştir. Güvenlik önlemleri o kadar uç noktadadır ki imparatorların her geceyi farklı bir odada geçirdikleri söylenir. Hangi gece hangi odada dinleneceği bilgisi ise sadece çok kısıtlı sayıdaki hizmetli tarafından bilinirdi. Bu titiz önlemler sayesinde, 500 yıllık süre zarfında Yasak Şehir’de hiçbir imparatorun dışarıdan gelen bir suikast ya da saldırı tehdidiyle karşılaşmadığı iddia edilir. Ancak tehlike her zaman dışarıdan gelmiyordu; rehberimizin anlattığına göre, bir keresinde içerideki yedi cariyenin, imparatoru ipek bir iple boğmaya çalıştığı başarısız bir darbe girişimi de yaşanmıştır.
Tarih boyunca, Saray’da ikamet eden imparatorluk kadınlarının kedi besleme geleneği olduğu bilinmektedir. Bu köklü gelenek, günümüzde Yasak Şehir’de dolaşan kedilerin “kraliyet kanından” geldiğine dair ince bir esprinin doğmasına yol açmıştır. Kedilerin saray yaşamının bir parçası olmasının muhtemelen en önemli sebebi; bu hayvanların zarafet, sakinlik ve uğur sembolü olarak görülmesiydi. Bugün bile Saray’ın bahçelerinde rastlayacağınız bu kediler, ziyaretçilere adeta geçmişin sessiz tanıkları gibi eşlik etmektedir.

Yasak Şehir’in birçok giriş kapısı bulunsa da biz Saray’a Tiananmen Meydanı üzerinden giriş yaptık. Saray’ın bu meydandaki ana girişinde beş farklı kapı yer alıyor. Bu kapıların kullanımı, imparatorluk döneminde çok katı protokollere bağlıydı: Tam ortadaki kapıdan sadece imparator giriş-çıkış yapabilirdi. İmparatoriçe ise hayatı boyunca bu ayrıcalıklı kapıyı yalnızca evlendiği gün kullanma hakkına sahipti. Bunların yanı sıra, imparatorluk bürokrasisi için yapılan zorlu devlet sınavlarını birincilik, ikincilik ve üçüncülükle kazanan üç aday, bizzat imparator tarafından mülakata alınır; sadece o güne mahsus olmak üzere, sınavdaki başarılarının bir ödülü olarak Saray’dan bu orta kapıyı kullanarak çıkabilirlerdi.

Saray’ın beş kapılı girişinin hemen önündeki meydanda, altından su geçen taştan yapılmış beş zarif köprü bulunmaktadır. Bu su yolu, aslında Saray kompleksini çepeçevre saran koruma hendeklerinin bir devamıdır. Bizim ziyaretimizi gerçekleştirdiğimiz aralık ayının son günlerinde, bu kanallardaki sular tamamen buz tutmuştu; bu da Saray’ın görkemine bambaşka, kristalize bir hava katıyordu. Saray’ın bu ilk giriş bölümü, imparatorun devlet görevlilerini denetlediği ve memurların sadakatlerini sunduğu stratejik bir alan olarak kullanılmıştır.

Yasak Şehir, daha önce de belirttiğim gibi 720.000 metrekarelik bir alana yayılmış, yaklaşık 980 müstakil yapıdan oluşan devasa bir kompleks. Bu binalar oldukça dağınık ve birbirlerinden bağımsız bir yerleşim düzenine sahip. Diğer pek çok dünya sarayında gördüğümüz “tek çatı altında toplanmış çok büyük mekânlar” yerine, neden bu kadar çok parçalı bir yapının tercih edildiğini insan ister istemez merak ediyor. Bu durum, imparatorların suikast korkusuyla sürekli farklı ve bağımsız bölümleri kullanma ihtiyacından mı, yoksa Çin mimarisinin temel felsefesinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum; ancak burada 40-50 büyük blok yerine, her biri kendine has avlulara sahip yüzlerce küçük bina tercih edilmiş. Bu parçalı yapı, Sarayı bir “bina”dan ziyade, her köşesi ayrı bir gizem barındıran dev bir labirente dönüştürüyor.

Yasak Şehir’in devasa yapısına rağmen içerisinde sabit bir tuvalet veya banyo bölümüne rastlamadık; nitekim sarayın orijinal mimarisinde bu tür alanlar zaten bulunmuyormuş. Bunun yerine, tuvalet ihtiyacı için ahşap, seramik veya bakırdan imal edilmiş, içi çıkarılabilir taşınabilir kaplar kullanılırmış. İmparatorun veya ailesinin tuvalet ihtiyacı olduğunda, hizmetliler bu kapları hazırlar ve oda içerisinde bir paravanın arkasına yerleştirirlerdi. Aynı şekilde banyo ritüelleri için de ahşaptan yapılmış portatif küvetler kullanılıyormuş. İmparatorun özel banyo günlerinde bu küvet odaya getirilir; sıcak su ve bitkisel sabunlar hazırlandıktan sonra etrafı paravanlarla çevrilirdi. Hizmetliler paravanın dışında emir beklerken, imparator içeride tek başına yıkanırmış. Bu kapsamlı banyo ritüellerinin dışındaki sıradan günlerde ise vücut silinerek kısmi temizlik yapılırmış.

Yasak Şehir’deki ziyaretimizi tamamladıktan sonra, sakin bir köşedeki çimenlik alanda namaz kılmaya başladım. O sırada yanıma bir görevli geldi ve bana bir şeyler söylemeye başladı. Cevap vermediğimi görmesine rağmen, namazım bitene dek susmadan konuşmaya devam etti. Selam verip namazımı bitirince, biraz da sitemkâr bir tavırla “Ne yaptığımı görmüyor musun, neden bekleyemedin?” diyerek ona çıkıştım. Görevli ise “Burada ibadet etmek yasak, dışarıda istediğin yerde yapabilirsin” diye karşılık verdi. O esnada Alper Bey ve rehberimiz de yanımıza gelince, görevli beni onlara şikâyet ederek; “Onu defalarca uyarmama rağmen bana hiç cevap bile vermedi” dedi. Meğer adam, kendisine saygısızlık yaptığımı düşünerek bana kızmış; aslında ben de ibadet anındaki ısrarlı tavrından dolayı ona kızmıştım.
Yazlık Sarayı

Aralık 1998’de UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen ve göz kamaştıran bahçeleriyle ünlü olan Yazlık Saray, Pekin şehir merkezinden yaklaşık yarım saatlik bir mesafede yer alıyor. Benim için bu Çin gezisinin en büyük sürprizi olan bu Saray; Pekin’de Çin Seddi ve Yasak Şehir’den sonra mutlaka görülmesi gereken en önemli üçüncü durak niteliğinde.

1750 yılında inşa edilen Yazlık Saray, Qing Hanedanı’nın yazlık ikametgâhı olmasının yanı sıra, o dönemde kritik devlet kararlarının alındığı bir yönetim merkezi olarak da bilinir. Qing hanedan üyelerinin soyları, kuzeydeki bozkır halklarından biri olan Mançulara dayanıyordu. Kuzeyli bozkır kültüründen gelen bu topluluklar doğaları gereği sıcağı pek sevmezler; bu yüzden yazı geçirmek için serin yaylalara çıkma geleneğine sahiptirler. Hanedan üyeleri, atalarından tevarüs eden bu göçebe alışkanlıklarını imparatorluk döneminde de sürdürmüş ve bu nedenle yılın uzun bir bölümünü Yazlık Saray’ın serin atmosferinde geçirmeyi tercih etmişlerdir.

290 hektarlık bir alana yayılan Yazlık Saray; Kunming Gölü, görkemli saray binaları, estetik bahçeler ve Longevity Hill (Uzun Ömür Tepesi) bölümlerinden müteşekkildir. Tüm kompleksin en önemli ve ikonik yapısı ise tepede yükselen Budist Tütsü Kulesi’dir. Eski Çin mimarisinin başyapıtlarından biri sayılan bu kule, bir dönem imparator ve imparatoriçenin dualarını gerçekleştirdiği kutsal bir mekândı. 20 metre yüksekliğindeki devasa bir taş temel üzerine inşa edilen sekiz cepheli yapı, dört katlıdır ve görkemli saçaklarıyla birlikte yaklaşık 40 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. İmparatorluk bahçeleri ve çevresindeki doğayla kusursuz bir uyum içinde yerleştirilen bu kule, Yazlık Saray denince zihinlerde canlanan ilk imgedir. Kulenin giriş katında; yaklaşık beş metre yüksekliğinde ve beş ton ağırlığında olan, 12 yüzlü, 36 gözlü ve 24 kollu “Bin Kollu Guanyin Bodhisattva” heykeli yer almaktadır. 99 lotus yaprağından oluşan zarif bir kaide üzerinde yükselen bu heykel, Budizm’de merhamet ve şefkat tanrıçasını temsil etmektedir.

Kunming Gölü’nün çevresine yayılan Yazlık Saray, ziyaretçilerine tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Gölün üzerindeki 150 metre uzunluğundaki meşhur köprü, Saray kompleksini küçük bir adacığa bağlıyor. Üzerinde birbirinden farklı ifadelerle işlenmiş aslan figürlerinin bulunduğu 17 kemerli (arklı) bu köprü, zarafetiyle gölün ortasına bırakılmış değerli bir mücevheri andırıyor. Yine göl kıyısında yer alan, mermerden inşa edilmiş iki katlı ve 36 metre uzunluğundaki devasa tekne ise Saray’ın genel havasına masalsı bir dokunuş katıyor.

Aslında Yazlık Saray, her köşesinde sıra dışı detaylar barındıran bir kompleks. Yaklaşık 750 metre uzunluğundaki devasa Ahşap Koridor bunlardan yalnızca biri. Mevcut kayıtlara göre burası, dünyanın en uzun klasik Çin koridoru olarak kabul edilmektedir. İlkbahar, yaz, sonbahar ve kışı simgeleyen dört ana bölüme ayrılan bu yapı, zarif saçaklı ve çatılı geçitlerle birbirine bağlanmıştır. Koridorun tavan ve yan kısımları, geleneksel Çin resim sanatının eşsiz örnekleriyle bezenmiştir. Verilen bilgilere göre bu koridorda; Çin edebiyatından sahneleri, efsaneleri ve doğa manzaralarını tasvir eden 14 bin civarında özgün resim bulunmaktadır.

Saray’ın farklı noktalarındaki avlulara, estetik birer obje olarak devasa doğal taşlar yerleştirilmiştir. Bunların içinde en meşhur ve dikkat çekici olanı ise “Mavi Lingzhi Taşı”dır. Kendine has hafif mavimsi tonu ve geleneksel Çin tıbbında ölümsüzlük mantarı olarak bilinen Lingzhi mantarına benzeyen kıvrımlı, nemli dokusuyla tanınan bu devasa kütle, Çin bahçelerindeki en büyük süs taşı olarak kabul edilmektedir.
Kraliyet Bahçeleri
Jingshan Parkı
230 hektarlık bir alanı kapsayan Jingshan Parkı, Yasak Şehir’in hemen kuzeyinde yer alır. Önceleri Ming ve Qing hanedanlarının özel imparatorluk bahçesi olan bu alan, halkın ziyaretine ancak 1928 yılında açılmıştır.

Yasak Şehir’in panoramik manzarasını izlemek için en mükemmel nokta olan park, derin bir kültürel ve tarihî öneme sahiptir. İmparatorluk ailesinin dinlenme alanı olarak kurgulanan park, geleneksel Çin mimari prensipleri göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır. Parkın en yüksek noktası olan Manzara Tepesi’ndeki Wanchun Köşkü, ziyaretçilere Yasak Şehir’in o meşhur simetrik ve görkemli manzarasını en geniş açıyla sunmaktadır.

Parkın Yasak Şehir tarafındaki girişinde, tarihin en dramatik olaylarından birinin izi sürülmektedir: Ming Hanedanı’nın son imparatoru, isyancılar Pekin’i ele geçirince çaresizlik içinde kendini bir ağaca asarak intihar etmiştir. O dönemden kalan orijinal ağaç günümüzde mevcut olmasa da yerine sembolik yeni bir ağaç dikilmiş ve yanına bu trajik olayı anlatan bir anıt yerleştirilmiştir.
Beihai Parkı

Beihai Parkı, Pekin’in kalbinde yer alan ve Jingshan Parkı ile birlikte Çin’in en eski, en büyük ve en iyi korunmuş imparatorluk bahçelerinden biri olarak kabul edilir. Doğal manzaraları zarif mimari detaylarla harmanlayan klasik Çin bahçe sanatının eşsiz bir örneği olan park, geniş Beihai Gölü’nün etrafında şekillenmiştir. Konum olarak Jingshan Parkı’nın hemen bitişiğinde yer alan bu bölge, Yasak Şehir ziyaretinden sonra yürüme mesafesinde kolayca ulaşılabilecek bir rotadadır. Beihai Parkı’nın en ikonik simgesi ise hiç kuşkusuz Beyaz Dagoba’dır. 40 metre yüksekliğindeki bu Tibet tarzı stupa[1], gölün ortasındaki adada yükselerek parkın genel siluetine ruhani ve mistik bir hava katmaktadır.
Tiananmen Meydanı
Tiananmen Meydanı, Yasak Şehir’in hemen yanı başında yer alıyor; Saray’ın o meşhur beş kapılı ana girişi de doğrudan bu meydana açılıyor. Meydana ancak çok sıkı güvenlik kontrollerinden geçerek girebildik. Bu meydanı son on yıl içerisinde ve daha öncesinde olmak üzere toplamda üç kez ziyaret etmiştim; ancak daha önceki gelişlerimde böylesine sıkı denetimlerle karşılaşmamıştım. Şehrin bu kalbi, modern güvenlik protokolleriyle geçmişteki halinden çok daha farklı bir atmosfere bürünmüş.

İmparatorluk döneminde “Yasak Şehir”in dışında kalan ve hanedana ait olan bu geniş alan, 1650’li yıllardan itibaren Tiananmen Meydanı olarak adlandırılmaya başlanmıştır. 440 bin metrekarelik devasa bir yüz ölçümüne sahip olan meydan, içerisine inşa edilen Mao Zedong Mozolesi gibi yapılar nedeniyle fiziksel olarak biraz daralmış olsa da hâlâ dünyanın en büyük şehir meydanlarından biri olma özelliğini korumaktadır. Meydan; kuzeyde Yasak Şehir, batıda Büyük Halk Salonu (Halk Kongre Binası) ve doğuda Çin Ulusal Müzesi ile çevrelenmiş durumdadır. Meydanın tam merkezinde ise Halk Kahramanları Anıtı yükselir. Bu görkemli anıtın üzerinde Mao’nun bizzat kendi el yazısıyla kaleme aldığı “Halk kahramanları ölümsüzdür” ibaresi yer almaktadır.

Pekin’in kalbi konumundaki Tiananmen Meydanı, Çin’in en ikonik simgelerinden biri olmasının yanı sıra ülkenin siyasi ve kültürel hafızasını da temsil eder. Birçoğumuzun zihninde bu meydan, tankların önünde tek başına duran o meşhur adamın görüntüsüyle özdeşleşmiştir. 1989 Tiananmen Meydanı Olayları, o yılın bahar aylarında başlayan geniş çaplı protestoların, 3-4 Haziran gecesi hükümetin askeri müdahalesiyle trajik bir şekilde son bulmasıyla dünya tarihine geçmiştir. Her ne kadar bu protestolar ve ardından gelen baskılar ülke geneline yayılmış olsa da Tiananmen, tüm bu sürecin küresel sembolü haline gelmiştir. Ancak meydanın direniş hafızası daha eskiye dayanır; burası aynı zamanda 4 Mayıs 1919’da Çin’deki İngiliz ve Fransız işgal kuvvetlerine karşı başlatılan ilk büyük öğrenci hareketinin de çıkış noktasıdır. Bu yönüyle meydan, Çin’in modernleşme ve siyasi dönüşüm sancılarının merkez üssü niteliğindedir.

Tapınaklar
Cennet-Gök Tapınağı
Pazartesi günleri ziyarete kapalı olması nedeniyle Cennet Tapınağı’nı maalesef içinden göremedik. Ancak buranın tarihsel ve mimari önemi o kadar büyük ki, bizzat göremesek de okuduklarımızdan ve araştırmalarımızdan yola çıkarak bu eşsiz yapıyı notlarımıza eklemek istedik. Cennet Tapınağı, gerek mimari tarzı gerekse temsil ettiği felsefe bakımından alışılagelmiş Budist veya Konfüçyüs tapınaklarından oldukça farklı bir yapıya sahiptir.

Cennet Tapınağı, tüm Çin’deki en önemli tapınak olarak kabul edilmektedir. Bunun temel nedeni, imparatorun yılda iki defa mevsimlerin selameti ve bereketli hasat için buraya gelip dua etmesidir. Mimarisiyle de oldukça etkileyici bir yer olan tapınak, 1420 yılında Ming Hanedanı döneminde inşa edilmiştir. Ming ve Qing hanedanlıkları süresince burada toplam 600’den fazla ayin düzenlenmiştir. Bir imparatorluk sunağı olan bu yapı, 1918’de halka açık bir park haline getirilmiş ve 1998’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

273 hektarlık bir alanı kaplayan Cennet Tapınağı; güneyde kare, kuzeyde ise yarım daire şeklinde olan uzun bir duvarla çevrilidir. Bu mimari yapı, eski Çin inancına göre “cennetin yuvarlak, yeryüzünün ise kare” olduğu düşüncesini temsil etmektedir. Tapınağın eşsiz tasarımı ve sembolik düzeni, kadim Çin felsefesi olan “insan ve doğanın tam uyumu” ilkesini somutlaştırmıştır.
Lama Tapınağı

Çin’den ayrılacağım günün sabahında, ilk rota olarak planladığımız Cennet Tapınağı kapalı olunca yönümüzü Lama Tapınağı’na çevirdik. Bir önceki akşam, eski Pekin mahallelerinden birindeki geleneksel bir lokantada Alper Bey’in arkadaşı ve arkadaşının eşiyle buluşmuştuk. Onlar da şehri geziyorlardı ve Alper Bey’in arkadaşının eşi, Lama Tapınağı’nı çok beğendiğini, buranın adeta “Yasak Şehir’in bir minyatürü” gibi olduğunu söylemişti. Hakikaten de yapı, başlangıçta bir imparatorluk sarayı olarak inşa edilmişti. Ancak burada ikamet eden prens imparator olunca, gelenekler gereği eski konutu bir Lama tapınağına dönüştürülmüştü.

Yonghe Lamaseri olarak da bilinen Lama Tapınağı, Pekin’in en ünlü ve önemli Budist merkezlerindendir. Geleneksel Çin mimarisinin Tibet Budizmi etkileriyle harmanlandığı bu yapı, çarpıcı bir estetik sunar. Ayrıca burası, Tibet dışındaki en önemli Tibet Budist tapınaklarından biridir.

Lama Tapınağı sadece aktif bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Tibet Budizmi öğrenimi ve uygulaması için köklü bir merkezdir. İyi organize edilmiş kutsal metin çalışmaları ve yetiştirdiği seçkin keşişlerle tanınan tapınak, Budist aydınlanmasına ve sanatına dair eşsiz hazineler barındırır. Tapınağın en görkemli bölümü olan Wanfuge (On Bin Mutluluk Köşkü) içerisinde, 18 metre yüksekliğinde devasa bir Maitreya Buda (Gelecek Zamanın Budası[2]) heykeli yer alır. Tek bir parça beyaz sandal ağacından oyulan bu muazzam heykel, Budist kültür ve sanatının dünyadaki en nadide örneklerinden biri kabul edilir.

Yonghe Lamaseri’nin içerisinde, Budizm’e göre kaçınılması gereken; cehalet (aptallık), israf, tutku (aşırı bağlılık/aşk) ve açgözlülüğü temsil eden figürlerin, insanları bu kötülüklerden koruduğuna inanılmaktadır. Belki de bu güçlü sembolizm nedeniyle tapınak, oldukça canlı ve hareketli bir ziyaretçi akınına uğruyor. Ziyaretçilerin uzun tütsü kuyruklarına girdiğini, her holde tütsülerini yakarak dört bir yana eğilip derin bir saygıyla ibadetlerini sunduklarını görmek mümkün.
Konfüçyüs Tapınağı

Lama Tapınağı’nın yakınlarında bulunan ve ilk olarak 1302 yılında inşa edilen Konfüçyüs Tapınağı; Yuan, Ming ve Qing hanedanlıkları boyunca büyük düşünür Konfüçyüs’ü (MÖ 551 – MÖ 479) anmak ve mirasını yaşatmak için kullanılmıştır. Çin toplumunun ve devlet yapısının temel taşını oluşturan Konfüçyüsçülük; ahlak, toplumsal düzen ve bireysel sorumluluk etiği üzerine kurulu bir fikir akımıdır. Çin genelinde Budist tapınakları sayıca daha fazla olsa da bu büyük filozofa ithaf edilen pek çok görkemli tapınak da mevcuttur.
–https://gezimanya.com/GeziNotlari/pekin-yazlik-saray-gezisi
-Ahmet Taşağıl, Hanbalık, TDVİA 15. Cilt, 1997 İstanbul, s. 524-525.
-https://www.gezelim.com/cinin-baskenti-pekinde-gezilecek-yerler-10195.html
-https://onedio.com/haber/cin-in-yasak-sehir-adi-verilen-gizemli-imparatorluk-sarayi-hakkinda-hic-duymadiginiz-ilginc-bilgiler-1158590
-https://gezimanya.com/pekin/pekin-gezilecek-yerler
-https://www.yolculuktutkusu.com/pekin-gezi-rehberi.html
-https://www.chinaodysseytours.com/beijing/beijing-attraction.html
-Beijing Tour Book Company Ltd., Beijing, China Intercontinental Press, Pekin 2010.
[1] Stupa, genellikle Buda veya diğer aziz kişilerle ilişkili kutsal emanetleri barındıran Budist anıtıdır.
[2] Üç Çağın Buda heykelleri: Şimdiki Zamanın Buda’sı Sakyamuni, Geçmiş Zamanın Buda’sı Spamkara ve Gelecek Zamanın Buda’sı Maitreya.