
Epeydir zihnimi meşgul eden bir konuydu bu. Buralarda İslamiyet, Türklerin Müslüman olmasından çok daha eski. Çin’e ilk fuar ziyaretim için gittiğimde, Guangzhou’da bir cami ve sahabe mezarları görmüştüm. Caminin tanıtımında yapım tarihi 627 olarak belirtilmişti (ancak muhtemelen doğru tarih 650-700 yılları arası olmalı).

Daha sonraki seyahatlerimde Çin’in antik başkenti ve İpek Yolu’nun başlangıcı sayılan Xi’an’da [Şian], 742 yılında inşa edilmiş bir camiyi daha ziyaret ettim. Bir sonraki seferde ise Taiyuan şehrinde 785 yılında yapılmış başka bir camiyi görme fırsatım oldu. Gördüğüm manzaralar beni gerçekten çok şaşırttı.
Bu şu anlama geliyor: Guangzhou’daki camiyi temel alırsak Türklerin Müslüman olmasından 300 yıl, Xi’an ve Taiyuan’daki camileri esas alırsak da 200 yıl önce bu topraklarda camiler inşa edilmişti.

Taiyuan Camii ziyaretinden sonra, “Çin Camileri” başlığı altında bir yazı yazmanın artık bana vacip olduğunu düşündüm. Bu seyahat sırasında yanımda, çoğunlukla Çin’de yaşayan ve Çince bilen arkadaşım Alper Dayıoğlu da vardı. Sağ olsun Alper Bey, bu konulara kendisi de meraklı olduğundan bana Çin Camileri adlı oldukça kalın, İngilizce bir kitap bulup getirdi.
Tang Hanedanlığı (618-907) döneminde Çin, ticaret ve kültürde öncü bir konumdaydı. Denizcilik faaliyetlerinin her yöne yayılmasıyla birlikte Tang hükümeti, açık ve kapsayıcı bir politika izledi; böylece birçok ülke ticaret amacıyla Çin’e akın etti. Bu esnada yeni ortaya çıkan İslam dini, kısa sürede Suriye, Irak ve İran’a hâkim olmuştu ki bu bölgeler zaten Çin ile yapılan ticaretin merkezi konumundaydı.
Genç İslam dini de tüccarlar aracılığıyla hem deniz hem de kara İpek Yolu üzerinden Çin’e ulaştı. İslam bilim tarihinin en büyük isimlerinden Fuat Sezgin, daha İslam’ın ilk yüzyılında, yani 7. yüzyılda Çin’in Kanton şehrinde (bugünkü Guangzhou) bir Müslüman mahallesi kurulduğunu; hatta 9. yüzyıla gelindiğinde gemilerle Fas’ın Massa Limanı ile Çin arasında doğrudan ticaret seferleri yapıldığını yazmaktadır.

Tang Hanedanlığı döneminde Müslüman tüccarlar; Basra Körfezi ve Umman Denizi’nden yola çıkıp Bengal Körfezi ile Malakka Boğazı’nı geçtikten sonra, Güney Çin Denizi’ni de aşarak nihayet Kanton (Guangzhou), Quanzhou, Hangzhou, Yangzhou veya Çin’in diğer kıyı şehirlerine ulaşırlardı. Bu rota, “Baharat Yolu” veya deniz yoluyla “İpek Yolu” olarak bilinmekteydi. Nitekim 7. yüzyıl gibi oldukça erken bir tarihte, Çin’in ilk camisi olan Kanton’daki Huaisheng (Fener) Camii inşa edildi. Bu sayede Çin, Arap Yarımadası dışında bir caminin yapıldığı ilk yabancı ülke unvanını kazandı.
Müslüman tüccarlar, deniz yolunun haricinde İran ve Afganistan üzerinden Xi’an’a ulaşarak, asıl “İpek Yolu” olarak bilinen tarihî kara yolu güzergâhı boyunca da ticaret yaptılar. Tang ve Song hanedanlıkları döneminde bu yol üzerinde; Datong Camii, Xi’an Ulu Camii ve Xi’an’daki Daoxuesi Sokağı Camii’nin yanı sıra Taiyuan Antik Camii de dahil olmak üzere bir dizi ünlü caminin inşasına tanık olundu.
Çin’in iç kesimlerinde yer almaları nedeniyle bu yapılar, geleneksel Çin mimarisinden çok daha belirgin bir şekilde etkilendi. Moğol Yuan Hanedanlığı (13-14. yüzyıl) döneminde ise Müslüman nüfusunun artışına paralel olarak birçok yeni cami inşa edildi. Böylece geleneksel Çin mimari üslubu, cami mimarisinde sağlam bir yer edinerek gelişimini sürdürdü.

Çin camilerinin mimarisi, İslam dünyasındaki diğer örneklerden oldukça farklıdır. Kendine has saçaklı çatılarıyla tamamen geleneksel Çin mimarisini yansıtırlar. Minareleri de bu üsluba uygun olarak çok katlı ve saçaklı birer pagoda formundadır. Bununla birlikte camilerin iç mekânı, Çin ve İslam sanatının bir karışımı olmakla beraber daha çok İslam mimarisinin çizgilerini taşır. Yeni dönemde inşa edilen camilerin bir kısmının mimari tarzı ise, minareleri de dahil olmak üzere günümüz modern İslam mimarisiyle benzerlik göstermektedir.
ÇİN’DE İSLAMİYET
Çin’de bu kadar erken bir dönemde camilerin inşa edilmiş olması ve bunların her dönemde korunması, ilk zamanlar beni çok şaşırtmıştı. Konuyu daha iyi kavrayabilmek adına Çin’deki İslamiyet tarihi üzerine ayrıca okumalar yapmam gerekti. Bu doğrultuda, bu bölümde “Çin’de İslamiyet” başlığı altında kısa bir özet sunuyorum. Bu kısım, ufak tefek bazı ilavelerim haricinde İslam Ansiklopedisi’nin “Çin-Ülkede İslamiyet” maddesinin bir özeti mahiyetindedir; daha geniş bilgi edinmek isteyenler bu maddeyi inceleyebilirler.

Çin’in İslam dünyasıyla temasları, İslam öncesi Çin-Arabistan ve İran münasebetlerinin bir devamı niteliğindedir. İslamiyet’in Çin’e girmesi ve Çinliler tarafından kabul edilmesi hemen ilk zamanlarda gerçekleşmemiş, uzun bir tarihî süreç içinde mümkün olmuştur. İslam’ın Çin’de yayılması iki ana dönemde ele alınabilir:
a) İslamiyet’in Arap ve İranlı tüccarlar vasıtasıyla Çin’e girmesi; Tang ve Song dönemlerinde güney ve doğu kıyı bölgelerine yerleşmesi.
b) Moğol istilasından sonra Yuan ve Ming hanedanları zamanında, Türkler başta olmak üzere çeşitli Orta Asya kavimlerinin Müslümanlaşması ve İslam’ın Çin’in iç bölgelerine yerleşmesi.
İslâm’ın Çin’e Girişi ve Deniz Yoluyla Kurulan Temaslar
Bir Çin vesikasına göre Sâsânîler’in son hükümdarı III. Yezdicerd’in oğlu Firuz, 650 yılında Çin’den yardım talebinde bulunmuştu. Çinliler genç İslam devletine bir elçi gönderip İran’la olan ihtilaflarında arabuluculuk yapmayı teklif ettiler. Bu elçiye karşılık olarak Halife de bir mektupla birlikte 651’de Çin sarayına kendi elçisini gönderdi. İşte bu karşılıklı elçilik heyetleri, iki devlet arasında vuku bulan ilk resmî temaslar oldu.
İslamiyet’in Çin’e girmesi, İslam öncesinde kurulan deniz yolu temaslarının tabii bir neticesi olarak Müslüman Arap ve İranlı tüccarların Çin’in kıyı bölgelerine yerleşmeleriyle mümkün olmuştur. 7. yüzyılın başlarında, özellikle deniz yolunun kullanıldığı Çin-İran-Arabistan arasındaki ticaretin daha da gelişmesi sonucu, Basra Körfezi’ndeki Sîrâf bölgesi Çinli tüccarlar, Çin’deki Kanton Limanı ise Müslüman tüccarlar için en önemli ticaret merkezi hâline gelmişti.
Çin’e gelen İranlı ve Arap tüccarların sayısı gittikçe artınca hükümet; ülkenin güneydoğu bölgesindeki Kanton (Guangzhou), Quanzhou, Yangzhou ve Hangzhou limanlarını resmen yabancılarla yapılan ticarete tahsis etti. Zaman geçtikçe Çin’in güneydoğu bölgelerindeki Müslüman nüfusu hızla artarak büyük bir sayıya ulaştı; öyle ki yabancı ülkelerden gelenler arasında ilk sırayı Müslümanlar alıyordu. Bunun üzerine Müslümanların topluca yaşadıkları büyük limanlarda, deniz ve gemi işlerini yürütmek amacıyla başlarında yine Müslüman idarecilerin bulunduğu özel bürolar açıldı. Bu tür uygulamalar, ülkede zengin bir Müslüman tüccar tabakasının ortaya çıkmasında oldukça etkili olmuştur.

Kara Yoluyla Kurulan Temaslar
Çin’in Müslümanlarla olan münasebetlerinde rol oynayan en önemli hadiselerden biri Talas Savaşı (751), diğeri ise bundan dört yıl sonra Çin’de patlak veren Kuzey Eyaletleri Kumandanı An Lushan’ın[1] isyanıdır. Çin hükümdarının talebi doğrultusunda, bu isyanı bastırmak amacıyla bölgeye bir Abbasi ordusu gönderilmiştir. Yaklaşık 4.000 (bazı kaynaklara göre 10.000) kişilik bu Abbasi ordusunun yardımıyla asi güçler mağlup edilmiş ve sekiz yıl kadar süren bu büyük isyan nihayet bastırılmıştır (762-763).
Bu hadisenin ardından Tang Hükümdarı İslam ordusuna misafir muamelesi yapmış, kendilerine istedikleri takdirde sürekli olarak Çin’de kalabileceklerini bildirmiştir. Bu teklif üzerine Horasan’a dönen küçük bir grup dışındakiler, Luoyang ve Xi’an şehirlerine yerleşmişlerdir. Tarihî kaynaklar; 787 yılında Xi’an şehrine yerleşmiş olan Horasan, Buhara ve Kaşgar gibi İslam topraklarından gelen ve Çin sarayından düzenli aylık alan 4.000 kadar yabancı aileden bahsetmektedir. İşte Çin imparatoruna yardım maksadıyla gelmiş olan bu Müslüman askerlerin ahfadı (soyu), bugünkü Çin Müslümanlarının atalarının önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Şüphesiz Talas Savaşı ve An Lushan İsyanı’ndan sonraki dönemde de batıdan Çin’in içlerine doğru çok etkili bir İslam ve Türk kültürü yayılmış; bu yayılmada İpek Yolu da hayati bir rol oynamıştır.
İslâm’ın Çin’de Yayılması ve Tesirleri
Çinli kadınlarla evlenerek buralara yerleşen Müslümanlar, dinî faaliyetlerinin merkezi olarak camiler inşa etmişlerdi. Bu süreçte kimi yaptıkları ticaretten büyük mal mülk edinirken kimi de devlet kademelerinde memur olarak çalışıyordu. Böylece İslam’ın Çinliler arasında 14. yüzyıla kadar hızla yayılması için sağlam bir temel atılmış oldu. Çin’e gelen Müslümanların bir kısmı yerel halkla iç içe yaşarken büyük çoğunluğu; Çin hükümetince Kanton (Guangzhou), Quanzhou, Yangzhou ve Hangzhou gibi büyük şehirlerde kurulan ve “Fan Fang” adıyla bilinen özel mahallelerde ikamet ediyordu.

Bu mahallelerde, yine Çin hükümeti tarafından tayin edilen ve topluluk içerisinden seçilen bir şeyh veya kadı bulunur; Müslümanlar dinî törenlerini ve kendi aralarındaki hukuki meselelerini kendi inançlarına göre hallederlerdi. Mahallî Çin yönetimi, olaylar doğrudan kendisini ilgilendirmediği sürece Fan Fang’ın iç işlerine müdahale etmezdi. Böylece İslam ülkelerinden Çin’e gelen Müslümanlar; cazip hayat şartları ve kârlı ticaret gibi sebeplerle nesiller boyunca burada kalarak yavaş yavaş Çinlileşmişlerdir. Zamanla günlük alışkanlıkları ve giyim kuşamları neredeyse Çinlilerle tamamen aynı hâle gelmiş; sadece dinî inançları ile buna bağlı olarak beslenme kültürleri farklı kalmıştır.
İslâm’ın Gelişmesi (13-17. yüzyıllar)
İslamiyet, Moğol Yuan Hanedanlığı döneminde (1271-1368) Çin’in iç bölgelerindeki geniş halk kitleleri tarafından kabul edilmiştir. Kubilay Han ve halefleri; Moğollardan sayıca çok daha fazla olan ve yüksek bir medeniyet seviyesine sahip bulunan Çinlileri etkin biçimde kontrol altında tutabilmek amacıyla, Orta Asyalı Türk ve İranlı Müslümanları aralarında bir nevi tampon unsur olarak kullanmışlardır. Moğol-Yuan imparatorları, Türk ve diğer Müslümanlar arasından idareciler tayin ederek onlara sarayda geniş yetkiler vermiş; özellikle vergi tahsilatında ve uluslararası ticaret işlerinde tecrübeli Müslümanları tercih etmişlerdir. Ayrıca Yuan sarayı, Arapça ve Farsça eserlerle de yakından ilgilenmiştir. Nitekim 1289 yılında, Müslümanların yazı ve dillerini öğrenmek amacıyla İslam Yazısı Enstitüsü kurulmuş, buraya memurlar tayin edilerek yerli mütercimler yetiştirilmiştir.
Yuan Hanedanlığından sonra gelen Ming Hanedanlığı (1368-1644), Çinli Müslümanlar için önceki dönemde oluşmuş uygun zemini daha da geliştirdi. 16. yüzyılın başlarında Çin’e giden ve izlenimlerini Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman’a sunan Ali Ekber Hitayi’nin[2] kaleme aldığı Hıtaynâme adlı seyahatnameye göre, Ming Hanedanının kurucuları arasında çok sayıda Müslümanın bulunması sebebiyle o dönemde İslamiyet’e yönelik teşvik edici bir politika takip edilmiştir.

Hatta bu devirde yaşayan ünlü Müslüman Amiral Zheng He (Muhammed Ma), imparatorun özel temsilcisi olarak altmış iki büyük yelkenliden oluşan devasa bir filo ile 1405-1433 yılları arasında yedi büyük sefere çıkıp Güneydoğu Asya, Basra Körfezi ve Doğu Afrika kıyısı ülkeleriyle önemli siyasî temaslar kurmuştur. Yine Hıtaynâme’de, İslam ülkelerinden gelen elçilerin imparatorun sarayında diğer tüm yabancı temsilcilerden çok daha fazla itibar gördükleri yazılıdır.
Müslüman Cemaatin Şimdiki Durumu
Çin hükümetinin nüfusla ilgili ayrıntılı bilgileri gizli tutması sebebiyle ülkedeki Müslümanların bugünkü sayısı hakkında kesin bir rakam bulunmamaktadır. 1936 yılındaki nüfus sayımına göre Müslümanların sayısı, toplam Çin nüfusunun yaklaşık %10’unu teşkil eden 47.437.000 olarak tespit edilmişti. Fakat 1953 yılında komünist idarenin yaptırdığı nüfus sayımında bu rakamın birdenbire 10 milyona düştüğü görüldü.
Günümüzde de resmî kaynaklar ülkedeki Müslümanların tamamını 20 milyondan az olarak gösterdiği hâlde; bağımsız araştırmacılar ve Müslüman yazarlar, ülkenin çeşitli bölgelerinde dağınık olarak yaşayan Çinli Müslümanların gerçek sayısının 70 ile 100 milyon arasında olduğunu iddia etmektedir.
1930 yılı verilerine göre Çin’de 40.000’den fazla cami bulunuyordu. Fakat daha sonra, komünist idare döneminde bu camilerin çok büyük bir kısmı tahrip edilmiş, bazıları ise fabrikaya dönüştürülmüştür. Günümüzde Çin’deki aktif cami sayısının 35.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
ÇİN’DEKİ ÖNEMLİ CAMİLERİ
Deniz Feneri-Huaısheng Camii
Kanton (Guangzhou) şehrinde bulunan ve Çin’in ilk camisi olan Huaisheng (Fener) Camii’nin resmî kayıtlarda 627 yılında inşa edildiği yazılı olsa da bu tarih hatalıdır. Nitekim o dönemde Mekke henüz fethedilmemişti (630 yılında fethedildi) ve Medine ile civarında henüz yeni yeni mescitler kurulmaktaydı. Dolayısıyla söz konusu cami, 7. yüzyılın ikinci yarısında, yani muhtemelen 650-700 yılları arasında yapılmış olmalıdır. Zaten Fuat Sezgin’in çalışmaları da 7. yüzyılın ikinci yarısında Kanton’da (Guangzhou) bir Müslüman mahallesinin çoktan kurulmuş olduğunu göstermektedir.

Çinliler tarafından Huaisheng, yani “Peygamber’e Saygı Camii” olarak da adlandırılan bu yapının, bölgeye ticaret amacıyla gelen sahabeler tarafından inşa edildiği iddia edilmektedir. Bir başka rivayete göre ise camiyi bizzat Sa’d bin Ebi Vakkas yaptırmıştır. Ayrıca caminin hemen yanındaki eski mezarlıkta bulunan bazı kabirlerin de yine sahabelere ait olduğu söylenmektedir.
Bu caminin minaresi muadillerinin aksine deniz fenerine benzediğinden, caminin asıl ismi Deniz Feneri Camii’dir. İddiaya göre minarenin deniz fenerine benzemesinin sebebi, Guangzhou’ya İslam’ın girmesine kadar İnci Nehri’nde bir deniz feneri olarak hizmet vermiş olmasıdır. Arap ve İranlı tüccarlar tarafından inşa edilen bu fener, daha sonra yapılan camiyle beraber minareye dönüştürülmüştür.

Datong Camii
Datong Camii, Shanxi eyaletinin Datong şehrinde yer almaktadır. Tang İmparatoru Taizong’un saltanatının erken dönemlerinde (7. yüzyılın sonlarına doğru) inşa edilmiş olup yaklaşık 10.000 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Yuan Hanedanlığı döneminde (1324 yılında), merkezî hükümet camiyi yenilemek için büyük fonlar ayırmış ve burayı hanedanlığın en önemli resmî camisi haline getirmiştir. Ming ve Qing hanedanlıkları döneminde de cami birçok kez onarımdan geçmiştir. 1981 yılında Devlet Konseyi tarafından ulusal düzeyde önemli kültürel miras olarak listelenmiş ve o zamandan beri koruma altındadır.

Datong Camii, birçok efsanevi ziyaretçiyi ağırlamıştır. Efsaneye göre, Müslüman Ming İmparatoru Wuzong (1491-1521) gizlice Datong’a seyahat etmiş ve camiyi gördükten sonra memnuniyetle kısa bir konuşma yapmıştır. 19. yüzyılda yabancı güçler Pekin’i işgal edince İmparatoriçe Dowager Cixi panik içinde kaçmış ve bir süre Datong’da yaşamıştır. Cixi, Hui ulusunun (Çinli Müslümanlar) kendisine ve saraya yaptığı büyük yardımlara minnettarlığını ifade etmek için camiyi özel olarak ziyaret etmiş ve buraya “Kutsal Din” anlamına gelen iki karakter yazmıştır.
Daxuexi Sokağı Camii
Çin’in antik başkenti Xi’an’daki Daxuexi Sokağı Camii, 705 yılında inşa edilmiştir ve şehrin en eski camisidir. Daxuexi Sokağı Camii’nin mimari düzeni, daha küçük ölçekli olması dışında, Xi’an Ulu Camii’ne benzer. 2013 yılında Devlet Konseyi tarafından ulusal öneme sahip kültürel miras olarak ilan edilen cami, o zamandan beri koruma altındadır.

Daxuexi Sokağı Camii, Xi’an Ulu Camii’nden daha eski olmasına rağmen onun gölgesinde kalmıştır. Yaklaşık on yıl önce Xi’an’a gittiğimde, “cami” diyerek bizi Xi’an Ulu Camii’ne götürmüşlerdi. Orada daha eski bir caminin daha olduğunu ancak Çin camileri üzerinde çalışırken fark ettim. Bana göre, Guangzhou’daki Çin’in ilk camisi olan Huaisheng (Fener) Camii de dâhil olmak üzere, Çin’in en meşhur ve prestijli camisi Xi’an Ulu Camii’dir.
Xi’an Ulu Camii
Çin’in antik başkenti olan Xi’an, İpek Yolu’nun başlangıcı kabul edilir ve o dönemlerde orada büyük antrepolar vardı. Kanton (Guangzhou) şehrinden sonra çok erken tarihlerde bir caminin burada yapılmasının ana sebebi de yine ticaretti. Çin’deki diğer eski camiler de hep İpek Yolu (deniz ve kara) güzergâhlarında inşa edilmişti.

Xi’an Ulu Camii, Tang Hanedanlığı döneminde, 742 yılında inşa edilmiştir ve o dönemlerde Tangming Tapınağı olarak da bilinmekteydi. Daha sonra Yuan, Ming ve Qing Hanedanlıkları dönemlerinde adeta yeniden inşa edilen caminin en dikkat çekici mimari özelliği, geleneksel Çin saray mimarisi ile İslam mimari sanatının eşsiz birleşimidir. Caminin saçaklı ana yapısı ve iki katlı saçaklı minaresi, Klasik Çin cami mimarisinin tam bir temsilidir. İç kısımdaki ana ibadet salonunun ince dekorasyonu ise geleneksel Çin ve İslam mimari kültürleri ile dekoratif sanatlarının harika bir sentezini somutlaştırır.
Xi’an Ulu Camii, 1988 yılında Devlet Konseyi tarafından ulusal öneme sahip kültürel miras olarak ilan edilmiş olup o zamandan beri koruma altındadır. Ayrıca kendine has mimari tarzı, tarihî ve kültürel değeri nedeniyle UNESCO tarafından Dünya İslam Tarihi Eseri olarak listelenmiştir.
Anka Camii
Hangzhou Anka Camii, Güneydoğu Çin’in kıyı bölgesindeki en önemli dört camiden biridir. Zhenjiao Camii olarak da bilinen bu yapı, Tang Hanedanlığı döneminin ortalarında (750 yılı civarında) inşa edilmiş, nispeten küçük (2600 metrekare) bir camidir.

Song Hanedanlığı (960-1279) döneminde yıkılan Anka Camii, 1281 yılında Yuan Hanedanlığı zamanında orijinal yerinde yeniden inşa edilmiştir. Bu cami, Ming Hanedanlığı (1368-1644) döneminde, 1451 ile 1493 yılları arasında onarılarak genişletilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Uçan bir Anka kuşunu andıran mimari düzeni nedeniyle yapıya “Anka Camii” adı verilmiştir.
Taiyuan Antik Camii
Taiyuan Antik Camii, Shanxi eyaletinin Taiyuan şehrinde, Tang Hanedanlığı döneminde (785 yılında) inşa edilmiştir. Yaklaşık 2800 metrekarelik bir alanı kaplayan caminin mevcut binalarının çoğu Ming Hanedanlığı dönemine aittir ve geleneksel Çin tuğla-ahşap mimarisini sergilemektedir. 2013 yılında Devlet Konseyi tarafından ulusal öneme sahip kültürel miras olarak ilan edilen cami, o zamandan beri koruma altındadır.

Taiyuan Antik Camii, diğer eski Çin camilerinden farklı bir yapıya sahiptir. Bu farklılık mimari üsluptan ziyade, ana binanın özel mühendislik yapısından kaynaklanmaktadır. Ana salonun mimarisi, temel olarak “dışarıdan görünmeyen ahşap, içeriden ise görünmeyen tuğla” esasına dayanır. Caminin ön ve arka bahçesi, yangına dayanıklı bir duvarın ortasında yer alan taş bir kapı vasıtasıyla birbirine bağlanmaktadır. Bu sayede, herhangi bir yangın çıksa bile sadece bu taş kapının kapatılması yeterli olmaktadır. Ön avludaki ana salon, “dışarıdan görünmeyen ahşap” tasarımı sayesinde alevlerden korunarak güvenli ve sağlam kalabilmektedir; nitekim bu sistem, caminin yedi yüz yıl önce Ming Hanedanlığı döneminde yeniden inşa edildiğinden beri dimdik ayakta kalmasının ana nedenidir.
Niujie Cami

Niujie Camii, MS 996 yılında Liao Hanedanlığı (Kitanlar-Karahitaylar) döneminde inşa edilmiştir. Moğol kökenli ve kuzeyli göçebe kabileler tarafından kurulan bu hanedanlık, ticaretin canlanması adına İpek Yolu güzergâhındaki Pekin’de, dönemin en revaçta tüccarları olan Müslümanlar için bu camiyi inşa etmiş ya da inşa edilmesine destek vermiş olabilir. Bir diğer güçlü ihtimal ise hanedanlığın, Müslüman tüccarların ve yerel Müslüman halk olan Huilerin böyle bir mabedi inşa etmesine doğrudan alan açmış olmasıdır. Pekin genelinde, tarihî ve mimari önemiyle ön plana çıkan Niujie Camii’nin yanı sıra on bir cami daha bulunmaktadır.
Tongxin Ulu Camii
Tongxin Ulu Camii; Çin’in kuzeybatısındaki Ningxia Hui [Çinli Müslümanlar] Özerk Bölgesi’nin Wuzhong şehrine bağlı Tongxin ilçesinde, 1369 yılında, Ming Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş ve süreç içinde çeşitli onarımlardan geçmiştir. Günümüzde bu cami, ülkenin en önemli 100 klasik “Kırmızı Turizm” destinasyonu arasında yer almaktadır. Antik yapı, bir yandan İslam kültürünü koruyup geleceğe taşırken, diğer yandan da ülkedeki ulusal birliğin tarihî gelişimine ve ilerleyişine çok önemli bir tanıklık yapmaktadır.

Tongxin Ulu Camii, Çin’deki diğer camilerden tamamen ayrışan avlu yapısıyla bilinir. Caminin ana gövdesi, yerden yedi metre yükseklikteki bir kaide üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, tuğla oymacılığı sanatıyla ünlüdür. Caminin batı meydanında yer alan tuğla oymalı paravan duvar, bu sanatın gerçek bir başyapıtıdır. Duvar üzerindeki ay ışığında çam ağaçlarını tasvir eden desen; uyumlu, sakin ve zarif bir atmosfer yaratmaktadır. Bize göre Çin’de Xi’an Ulu Camii’nden sonraki en prestijli cami burasıdır.
-Ma Wei, China’s Historical Mosques, The Commercial Press İnternational Ltd., Pekin 2017.
-Hee Soo (cemil) Lee, Çin-Ülkede İslamiyet, TDVİA 8. Cilt, İstanbul 1993, s. 323-329.
–isamveri.org/pdfdrg/D03380/2008_1_1/2008_1_1_SEZGINF.pdf.
-Ahmet Taşağıl, Hitayname, TDVİA 17.cilt, 1998 İstanbul, s. 404-405.
– https://www.islamichina.com/hangzhou-masjid.html
[1] Çinli General An Lushan önderliğinde 755 yılında başlayan Tang hanedanına karşı bir isyandır. İsyancı general 757 yılında öldürüldü ve isyan 762-763’te bastırıldı.
[2] Hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Ali Ekber Hitayi’nin Maveraünnehir veya Horasan’da yaşadığı, tüccar olduğu ve Çin’e gönderilen bir elçilik heyetinde yer aldığı, Çin’den döndükten sonra da Osmanlı ülkesine göç ettiği tahmin edilmektedir. Yazar, 1506-1508’lerde Çin’de bulunmuş ve dönüşünde izlenimlerini kaleme alarak 1516’da Yavuz Sultan Selim’e, ardından da Kanuni Sultan Süleyman’a sunmuştur.
