SeyahatlerAvrupa

Burgaz, Varna ve Deliorman: Bulgaristan 1

                             1-4 Ekim 2026 Bulgaristan Gezisi

Arkadaşımla geçen yıldan beri planladığımız Bulgaristan gezisi için nihayet 1 Ekim’de Kırklareli’deki Dereköy Sınır Kapısı’ndan Bulgaristan’a girdik. Bahar, bu tür ülkeleri gezmek için ideal bir mevsim. Planımızda sırasıyla Burgaz, Varna, Deliorman-Razgrad, Veliko Tırnovo, Sofya, Filibe ve Hasköy vardı. Ancak planda bir değişiklik yaparak Sofya’yı çıkardık; çünkü güzergâhımıza biraz ters kalıyordu, ayrıca bizim pek ilgilendiğimiz bir yer de değildi. Onun yerine yolumuzun üzerindeki Kazanlık’ı ekledik. Böylece Tırnova’dan Kazanlık’a uğradık, oradan Filibe’ye geçtik ve Hasköy üzerinden Türkiye’ye döndük.

Bulgaristan gezi rotası.

                                            Genel Bilgiler

Yaklaşık 6.500.000 nüfusa sahip Bulgaristan’ın etnik yapısı şöyledir: %85 Bulgar, %8,5 Türk, %4,5 Roman ve %2 diğerleri. Bulgarlardan sonra en büyük grup Türklerdir; diğer etnik grupların oranı ise daha düşüktür. Konuşulan diller de sırasıyla Bulgarca, Türkçe, Roman dili ve diğer azınlık dilleridir.

Osmanlı Öncesi Tarihi

Bulgaristan coğrafyası, tarihin ilk dönemlerinden beri doğudan batıya göç edenlerin uğrak yeri olmuştur. Avrupa’ya gelen halkların göç yolu üzerinde bulunması, tarih boyunca bölgenin demografik yapısını zenginleştirmiştir. Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya gelen Türk boyları, Tuna’yı geçerek Balkanlar’da Bulgar anakarasına yerleşmiştir. Özellikle Orta Çağ’da Bulgarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklar gibi Türk boyları, bölgenin Türk kimliği kazanmasında rol oynamıştır.

Bulgar Türklerinin adına tarihte ilk kez milattan sonra 482 yılında rastlanmaktadır. Attila’nın 453’te ölümünden sonra Hun birliği çözülmüş; VI. yüzyılın sonlarına doğru Kuban Nehri, Azak Denizi ve Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Türk boylarının katılımıyla, Han Kubrat’ın liderliğinde Bulgar Boyları Birliği oluşturulmuştur. Bu boylar çok geniş bir alana yayıldığı için birliğe Büyük Bulgaristan denmiştir. Sınırlarını batıda Dinyeper, doğuda Volga (İdil), güneyde ise Kuban nehirleri çiziyordu. Han Kubrat’ın ölümünden (650) sonra Eski Bulgar Boyları Birliği, doğudan gelen Hazarların saldırısıyla dağıldı. Bazı boylar Hazar hâkimiyetini kabul ederken bazıları kuzeydoğuya giderek Volga-Kama nehirleri bölgesine yerleşti (Volga Bulgarları). Üçüncü bir grup ise Han Kubrat’ın oğullarından Han Asparuh’un liderliğinde batıya gelerek Tuna bölgesine yerleşti. Bunlar daha sonra Tuna’yı geçip Dobruca’ya girdiler ve Asparuh’un liderliğinde Bizans İmparatorluğu’na karşı Slav boylarıyla birleştiler.

Han Krum (803-814) yönetimindeki Bulgar Devleti güneye inerek Sofya’yı (809) ve Edirne’yi (813) aldı; İstanbul’a kadar gelip şehri kuşattıysa da (813) başarılı olamadı. Bulgar Hanı Boris döneminde (852-889) Hristiyanlık kabul edildi (865) ve devletin resmî dini oldu. Hristiyanlığın kabulüyle Slav ve Bulgar nüfus arasındaki kültürel kaynaşmanın yolu da açıldı. Bu kaynaşma, devlete kendi adlarını vermiş olmalarına rağmen Bulgarların Slav dili ve kültürü içinde erimesine yol açtı.

II. Bulgar Devleti dönemi (1185–1396) Bulgaristan.

Osmanlı Dönemi 

Osmanlılar, 14. yüzyılda Karadeniz’in güneyinden gelerek Bulgar coğrafyasındayerleşim faaliyetlerine başlamıştır. Zamanla tüm Bulgar coğrafyasını kapsayan Osmanlı fetihleriyle birlikte Anadolu’daki Türkmen grupları Bulgaristan’ın farklı bölgelerine yerleşmiş ve ülkenin sosyokültürel ve etnik yapısında köklü değişikliklere yol açmıştır. Bulgaristan’daki Osmanlı hâkimiyeti 19. yüzyılda milliyetçi hareketlerin etkisiyle sona ermiş olsa da yaklaşık 500 yıllık Osmanlı idaresi, bugünkü Bulgaristan’da camiler, hamamlar ve köprüler gibi derin kültürel izler bırakmıştır.

Osmanlı döneminde Bulgaristan’da şehir ve çarşı hayatı (18.–19. yüzyıl).

Bağımsızlık Dönemi

Bulgaristan, 5 Ekim 1908’de bağımsızlığını ilan ettikten sonra Osmanlı Devleti aleyhine bir Balkan ittifakı oluşturulmasında önemli rol oynadı. 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması’nın ardından, ele geçirilen toprakların paylaşılması konusunda anlaşamayan müttefik devletler arasında II. Balkan Savaşı patlak verdi. Bu durumdan yararlanan Osmanlı Devleti de Edirne’yi geri aldı (20 Temmuz 1913). Barış istemek zorunda kalan Bulgaristan, 10 Ağustos 1913’te Bükreş Barış Antlaşması’nı imzalayarak Güney Dobruca’yı Romanya’ya bıraktı, Makedonya’dan da vazgeçti.

Bulgaristan, 1908’den 1946’ya kadar krallıkla yönetildi. II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru (1944) Sovyet Kızıl Ordusu Bulgaristan topraklarına girdi. Komünist rejim, monarşiyi tasfiye etmek amacıyla 8 Eylül 1946’da yapılan referandumla krallığı kaldırıp sosyalist cumhuriyete geçti ve Kral II. Simeon sürgüne gönderildi.

Bulgaristan Komünist Partisi yöneticileri, 1984’te Türklerin isimlerini zorla değiştirmek için büyük bir kampanya başlattı. Bu uygulama, Türklerin direnişe geçmesine ve ülke genelinde yönetim karşıtı gösterilere yol açtı. Sonunda Devlet Konseyi Başkanı Todor Jivkov görevinden ayrılmak zorunda kaldı (10 Kasım 1989). Jivkov’un devrilmesiyle başlayan süreçte 1990’da ilk serbest seçimler yapıldı ve yeni anayasayla demokratik kurumlar güvence altına alındı.

                             Türklerin Yoğunlukta Olduğu Bölgeler

Türklerin Yoğunlukta Olduğu Bölgeler; Güney Dobruca, Deliorman ve Rodoplar.

Deliorman

Kuzeydoğu Bulgaristan’da bir bölge olan Deliorman, XIX. yüzyıla kadar sık ormanlarla kaplıydı ve adını da bundan almıştı. Bölgenin en önemli yerleşim merkezleri Razgrad, Balbunar (Kubrat) ve Kemallar (İsperih) kasabalarıydı. Deliorman adı, XI ve XII. yüzyıllarda Tuna’nın her iki yakasına yerleşen Peçenek ve Kıpçak-Kuman Türkleriyle ilgili olmalıdır. Bu topluluklar zamanla Grek Ortodoks Kilisesi’ne bağlanmış ve giderek Slavca konuşan Bulgarlar tarafından asimile edilmiştir.

Deliorman bölgesine yerleşen Türklerin çoğunun, küçük Yörük cemaatleri ve aile grupları hâlinde gönüllü olarak geldiği düşünülmektedir. Bunların büyük kısmı, muhtemelen Yavuz Sultan Selim’in Kızılbaş-Alevi eğilimli gruplar üzerindeki baskısından ve Kalenderoğlu isyanının (1527) bastırılmasından sonra gelen göçmenlerdir. Buraya göç edenlerin bâtıni-heterodoks yapısı, Abdallar, Işıklar, Sofular gibi köy isimlerinden de anlaşılmaktadır.

Engebeli ve sık ormanlarla kaplı olan Deliorman, içlerine girilmesi güç, dışarıya kapalı bir bölgedir. Eski Osmanlı metinlerinde “ağaç denizi” olarak anılan yöre, bu yapısı nedeniyle Osmanlı tarihi boyunca çeşitli bâtıni zümrelerin sığınağı olmuştur. Özellikle Şeyh Bedreddin isyanının gelişmesinde önemli rol oynamış, isyanın bastırılmasının ardından da yüzyıllar boyunca Bedreddinî zümreleri gizlice barındırmaya devam etmiştir. Öte yandan Rumeli’deki fetih hareketlerine katılan Otman Baba, Akyazılı Sultan, Kademli Baba Sultan ve Demir Baba gibi Rum abdalları zümresine bağlı dervişler de Deliorman ve çevresine yerleşerek tekkelerini kurmuşlardır.

Deliorman bölgesi, Osmanlı güreş tarihinde de çok önemli bir yere sahiptir ve yöreden çok sayıda ünlü pehlivan yetişmiştir. Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Kırkpınar başpehlivanlarının çoğu bu bölgeden çıkmıştır; bunların en meşhuru Koca Yusuf’tur.

Deliorman Pehlivanları.

Güney Dobruca

Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Güney Dobruca’nın kuzeyinde Romanya’ya ait Kuzey Dobruca, güneyinde ise Bulgaristan’a bağlı Deliorman yer alır. Burası kabaca Bulgaristan’daki Dobriç ve Silistre şehirlerinin sınırları içinde kalan tarihî bir bölgedir.

Yoğun Türkmen nüfusuna sahip olan Dobruca’nın tamamı (Güney ve Kuzey Dobruca), tarih boyunca Hunlar, Avarlar, Tuna Bulgarları, Kuman-Kıpçaklar, Peçenekler, Uzlar ve Osmanlılar gibi Türk kavimlerinin uğrak noktası olmuştur. Bölge, günümüzde de Balkanlar’da önemli bir kültürel köprüdür.

Rodop Bölgesi

Rodop bölgesi, adını Bulgaristan’ın güneyindeki Rodop Dağları’ndan alır. Ülkenin en büyük sıradağlarından biri olan bu dağlar, ağırlıklı olarak Bulgaristan’da bulunsa da Yunanistan’a kadar uzanır.

Coğrafi olarak Edirne’nin hemen batısında yer alan Rodop bölgesinde, özellikle Kırcaali, Hasköy ve Filibe çevresinde Türk kültürü ve nüfusu yoğundur. Rodoplar, Bulgaristan Türk şiirinin de önemli temalarından biridir. Bölgenin dağlık kesimi aynı zamanda Türk egemenliği döneminde (15.-19. yüzyıllar) Slav halkları için bir sığınak olmuş ve eski gelenekler burada günümüze kadar korunmuştur.

                              Burgaz, Varna ve Deliorman Gezisi

Burgaz

Aleksandrovska Caddesi‘ndeki sıfır noktası.

1 Ekim sabahı erkenden, yağmurlu bir havada, yol arkadaşımın arabasıyla Kırklareli Dereköy’den Bulgaristan’a giriş yaptık. Bu kapı genellikle sakin olduğundan işlemler de çok kısa sürdü. Hava ve yol durumuna bağlı olarak sınırdan Burgaz’a 1-1,5 saatlik bir mesafe var. Daha önce okuduğum yazılardaki ortak uyarı, arabayla gidenlerin park ettikleri yere dikkat etmesi gerektiğiydi; aksi hâlde arabanın lastiklerini bağlıyorlarmış. Gezi boyunca bu konuya dikkat ettik ve başımıza bir şey gelmedi.

Burgaz, tipik bir küçük Karadeniz sahil şehri. Bazıları onu Ege’nin sahil şehirlerine benzetse de doğrusu biz pek benzetemedik. Geldiğimizde hava rüzgârlıydı ve deniz, memleketim Trabzon’daki kadar hırçındı. Güzergâhımız üzerinde olduğu için buraya uğradık. Burgaz’ı gezmek için yarım gün yeterli.

Aleksandrovska Caddesi: Burgaz’da hayat bu caddede akıyor. Şehrin merkezi kabul edilen sıfır noktası da bu cadde üzerindedir.

Burgaz İskelesi.

Sea Garden: Burgaz’ın en güzel yerlerinden biri olan Sea Garden, kumsala paralel uzanan bir deniz parkıdır. Parkın bir bölümü denize doğru uzanan iskeleye bakıyor ve iskeleyle birlikte güzel bir bütünlük oluşturuyor. Burası Burgazlılar için önemli bir yürüyüş rotası.

Saint Anastasia Island: Karadeniz’deki nadir adalardan biri olan St. Anastasia Adası’na, Sea Garden’daki iskeleden kalkan küçük teknelerle gidip güzel vakit geçirebilirsiniz. Adada bir deniz feneri, küçük bir şapel ve restoranlar bulunuyor.

Burgaz Kum Heykelleri Festivali: Bu festival, Burgaz’da mutlaka görülmesi gerekenlerin başında geliyor. Dünyanın dört bir yanından gelen heykeltıraşların kumdan heykelleri, temmuz başından eylül sonuna kadar burada sergileniyor. Maalesef biz buraya 1 Ekim’de geldiğimiz için bu heykelleri göremedik.

Burgaz Kum festivali.

Festivalde her yıl farklı bir tema işleniyor. Bu kapsamda çizgi roman, sinema ve dijital platformlardan tanınan popüler figürler kumla canlandırılmıştır. Özellikle çocukların çok sevdiği Grizzy ve Lemmingler, Brawl Stars oyununun karakterleri ve klasik çizgi film figürleri sergide yer almıştır.

1 Mayıs 2026’da Antalya’da Burgaz’dakinden çok daha büyük bir kum heykelleri festivali açıldı. Ancak Burgaz’dan farklı olarak Antalya’daki festival yıl boyunca ziyaret edilebiliyor ve dünyanın en büyük açık hava kum heykel müzelerinden biri kabul ediliyor.

Nessebar

Nessebar’da ayakta kalan kiliselerden biri.

Burgaz yakınlarındaki tarihî bir kasaba olan Nessebar, karaya bir köprüyle bağlanan bir yarımadadır. 3000 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan tarihî yarımadadaki antik kalıntılar, 1983’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Tarihî yarımadada bugün 41 kilise bulunduğu söyleniyor; ancak bunların bir kısmı artık bakımsız ve kullanılmıyor. Bu kadar küçük bir yerde bu kadar çok kilisenin bulunması, buraya ayrı bir dinî kimlik kazandırıyor.

Nessebar.

Bize göre Nessebar, Bulgaristan’da ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri; iki katlı evlerin arasında yükselen ihtişamlı kiliseleriyle sıra dışı, küçük bir yerleşim yeri. Yarımadanın girişindeki yel değirmeni de buraya farklı bir hava katmış. Ama bizim daha çok ilgimizi çeken, hemen girişteki, balıkçıların ve denizcilerin koruyucusu “Aziz Nikolas heykeli” oldu.

Varna

Varna, II. Murad döneminde, 1444’teki Varna Savaşı’nda kazanılan zaferle Osmanlı’ya geçmiş ve tam beş asır Osmanlı hâkimiyetinde kalmış.Gezginler Varna’yı Bulgaristan’ın en keyifli şehirlerinden biri olarak görüyor ve İzmir’e benzetiyorlar. Altın Kum plajları, ekonomik ve eğlenceli hayatıyla burası “İbiza’nın ucuz versiyonu” olarak da anılıyor. Bize göre de keyifli bir yer, ama İzmir benzetmesine pek ikna olmadık. Örneğin Selanik’i de İzmir’e benzetirler ki bence bu benzetme yerinde. Varna ise bazı yönleriyle İzmir’e benzetilse de Romanya’daki Köstence dâhil Karadeniz şehirlerine daha çok benziyor.

Sea Garden: Şehrin en beğendiğim köşelerinden biri olan Sea Garden için Varna’nın sosyal hayatının burada geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Varna’ya akşama doğru vardığımızda ilk uğrak yerimiz de burası oldu; spor yapan, bisiklete binen ve çeşitli sosyal etkinliklerle vakit geçiren Varnalıları yakından gördük. Parkın içinde akvaryum, açık hava tiyatrosu, Dolphinarium ve hayvanat bahçesi bulunuyor; parkın sahile inen kısmında ise halka açık plajlar var. Aslında Burgaz’daki Sea Garden da buraya çok benziyor, ama burası çok daha büyük ve daha farklı etkinliklere sahip.

Varna’daki Sea Garden.

Assumption Katedrali: Her şehrin bir simgesi vardır; Varna’nınki de heybetli yapısıyla Assumption Katedrali. Katedral, Bulgarlar için çok önemli bir değere sahip. Osmanlı’ya karşı savaşırken ölen Rus askerlerinin anısına Varnalılar tarafından yapılmış ve Sofya’daki Alexander Nevsky Katedrali’nden sonra ülkenin en büyük katedrali. Osmanlı ile savaşan Rus askerleri adına yapılmış bu tür kilise ve anıtlara Bulgaristan’ın farklı bölgelerinde sıkça rastlanıyor. Örneğin Sofya’nın simgelerinden olanAlexander Nevsky Katedrali de 93 Osmanlı-Rus Harbi’nde ölen Rus askerlerinin onuruna inşa edilmiş.

Varna’daki Assumption Katedrali.

Golden Sands: Varna’nın en güzel sahillerinden biri olan Golden Sands, yani Altın Kum, her yaz turistlere ev sahipliği yapıyor. Bazı gezginlere göre Marmaris ne ise Golden Sands de Bulgarlar için odur. Varna’nın İzmir’e benzetilmesi biraz da bu tür yerlerden kaynaklanıyor olsa gerek.

Varna’daki Golden Sands yani Altın Kum.

Varna yaya bölgesi: Varna Katedrali yakınlarındaki Nezavisimost Meydanı’ndan deniz parkına kadar uzanan büyük bir yaya bölgesi. Burada birçok restoran, kafe, mağaza ve sokak sanatçısı var; kısacası turistik bir sahil şehrinde karşınıza çıkabilecek her şeyi bulabilirsiniz. Biz de akşam yürüyüşü ve yemek için bu caddeye geldik.

Varna’ya gitme sebeplerimizden biri de buraya 45 km uzaklıktaki Balçık’ta bulunan Akyazılı Sultan Tekkesi’ydi. Bu konudaki bilgiler, “Bulgaristan’daki Türbe ve Tekkeler” adlı ayrı bir yazımızda yer alacak. Varna’dan Deliorman bölgesine dönerken iki ayrı yerde Kumanova 1 ve Kumanova 2 tabelaları gördük; bu adlar “Kıpçak-Kuman Türklerinin yurdu” anlamına geliyor. Makedonya’da da Kumanova adında bir yer var. Bütün bunlar, Kıpçak-Kuman Türklerinin Osmanlı’dan önce bu toprakları yurt edindiğini gösteriyor.

Varna Balçık’taki Akyazılı Sultan Tekkesi ve Türbesi.

Deliorman-Razgrad

Bulgaristan Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Deliorman bölgesindeki Razgrad, %50 ile Kırcaali’den sonra en yüksek Türk nüfus oranına sahip şehirdir. Şehir, XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinde Veziriazam Pargalı İbrahim Paşa tarafından inşa ettirilen külliyenin etrafında kurulmuş; camileri, mescitleri, hamamları, tekkeleri ve mahalleleriyle kısa sürede bir Türk-İslam merkezi hâline gelmiştir. Bugün bu külliyeden geriye yalnızca Pargalı İbrahim Paşa Camii kalmıştır. Biz ziyaret ettiğimizde cuma vaktiydi, ama cami kapalıydı. Caminin bulunduğu meydanda ilginç bir heykel de var; bu heykel Usta Manol’u temsil ediyormuş.

Usta Manol, Türk-Osmanlı ve Balkan kültüründe efsanevi bir mimar ya da ustaymış. Hikâyeye göre sultan, onu bir cami veya kale yapmakla görevlendirir. Yapıyı bitirdikten sonra, başka bir yerde aynısını yapamasın diye bir kuleye kapatılır. Usta Manol hapisten kaçmak için kendi elleriyle ahşap kanatlar yapar ve uçarak özgürlüğüne kavuşur.

Razgrard’taki Pargalı İbrahim Paşa Camii ve Usta Manol Heykeli.

Cami ziyaretinden sonra bir kafeye geçtik. Burada herkes Bulgarca konuşuyordu. Garson kız bize bir menü getirdi, ama menü Bulgarcaydı. Arkadaşım Türkçe olarak “Burada ne yazıyor?” diye sorunca garson da Türkçe “Fotoğrafını çekip Google Translate’e okut.” dedi. Daha sonra başka bir garson kıza çay olup olmadığını sordum. “Hangi çay, bitki çayı mı?” dedi. “Hayır, siyah çay.” deyince “Yani kara çay.” dedi. Böylece kendi aralarında Bulgarca konuşsalar da Türkçe bildiklerini ve aksansız konuşabildiklerini anladık.

Deliorman Bölgesindeki Demir Baba Tekkesi ve Türbesi.

Razgrad’dan sonra ormanlık alanın içindeki meşhur Demir Baba Tekkesi’ne gittik. Bununla ilgili bölüm, “Bulgaristan’daki Türbe ve Tekkeler” adlı ayrı bir yazımızda yer alacak.

-https://www.tripadvisor.com.tr/Attractions-g616061-Activities-Razgrad_Province.html

-Nazif Kuyucuklu, Bulgaristan-Bağımsızlık Dönemi, TDVİA 6. Cilt, 1992 İstanbul, s. 399-401.

-Nuri Yüce, Bulgar, TDVİA 6. Cilt, 1992 İstanbul, s. 390-91.

-https://dergipark.org.tr/tr/pub/akademik-hassasiyetler/article/1647730.

-https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/877597

-Yusuf Halaçoğlu, Bulgaristan-Osmanlı Dönemi, TDVİA 6. Cilt, 1992 İstanbul, s. 396-399.

-Nazif Kuyucuklu, Bulgaristan, TDVİA 6. Cilt, 1992 İstanbul, s. 391-396.

-https://www.mfa.gov.tr/bulgaristan-kunyesi.tr.mfa

-https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1292548

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Language »