Alparslan Türkeş’in Araladığı Kapı

Üniversiteyi 12 eylül den sonra okuyanlardanım. Lise hayatım ise 12 eylül öncesine dayanır. Siyasi karmaşadan az etkilendim desem yeridir.

Kalabalık bir aileye mensubum. Siyasi yelpazenin hep sağında ( bu entelektüel bir tarif olmayıp parti bazındaki bir tasniftir)  yer aldım. Bu bir bilinçli tercih olmayıp birkaçını hariç tutarsak bütün akrabanın geçmişten gelen görüşüydü. 12 eylül öncesi Ülkücü harekete karşı menfi bir tutumum yoktu, içinde de olmadım. Sadece uzaktan izlediğim bir hareketti. Kitap okumaya 1985’ten sonra başladım. Entelektüel sol’u da 1992 de tanıdım. Ondan sonra bizim bildiğimiz sol ile onun farklı olduğunu, esas itibariyle evrensel değerler ve ezilenin yanında olup, her halükarda devletin yani gücün karşısında mevzi alan bir sol tanıdım. Geldiğim yer ve müktesebatım itibariyle içinde olmadığım gibi o bakış açısına ait disipline sahip değilim. Ancak o insanları hayranlıkla izlediğimi söyleyebilirim. Dün neyi savunduysalar bugünde onu savundular. Fikir namuslarına hiç halel getirmediler veya benim bahsettiklerim böyle.

Memleketlerin gelişme seviyesine göre siyaset; devleti idare etme sanatından, halkın itikadını, fikirlerini ve kinlerini belirleme sanatına dönüşüyor. Okuyacağımız kitaplar ve şiirler den dinleyeceğiz şarkılara kadar hep onun ve ideolojilerin yönlendirmesine tabiydi. Memleketin yetiştirdiği değerleri siyasi görüşüne göre repertuvarımıza alıyorduk. Bir gün Atilla İlhan’a sordular sol neden Necip Fazıl’ı okumaz, oda; sağ neden Nazım Hikmeti okumazsa ondan. Hatta bundan yaklaşık 15-20 sene önce arkadaşlarımıza söylemiştim ki, bir makalede de yazdım; Evleri dolaşayım kimin hangi görüşte hangi ekolde olduğunu tespit etmem zor olmaz. Çünkü kitaplığında ondan başka pek kitap bulundurmaz. 12 eylül den önce bu tutum çok daha katıydı. Bununla beraber pek fazla yol alındı söylenemez. Madem siyaset bu denli hayatımızı tasnif ediyor, siyasilerinde bu meyanda risk alması lazım gelir.

İlkel toplumlarda en kolay yapılan şey kin ve düşmanlık tohumlarını ekmektir. Gerisi kolay, artık sihhatli düşüncenin yerini kin ve gayz almıştır. Liderlerde toplumu daha kolay yönlendirir, başkasının zaaflarıyla uğraşmaktan gelişmeye ve yeni fikirlere ihtiyaç kalmaz.

MHP’nin 1994 kurultayında 77 yaşındaki Alparslan Türkeş’in Nazım Hikmet’in şiirini okudu. 12 eylül den önce kavganın tam ortasında olan bir liderin, daha önce isminin bile anılmasının büyük bir bühtan olan birisine ait şiiri okuyor. O halkanın en dışında kalan birisinin bile kolay hazmedemeyeceği şair’e ait şiir’i, halkanın tam merkezinde olan 80’ine merdiven dayamış bir lider okuyor. Memlekete ait değerlerin milletin ortak malı olduğunu, ideolojinin koyu örgüsüyle kapanmış kapıyı aralıyor. Onun cesaret ve feragatla araladığı kapı, pek fazla ötelenmedi. Bunu söylerken şahsımın da pek farklı olmadığını gördüm. Bizim gibi insanların hazmetmesi kolay olmuyor, belli sürecin geçmesi lazım. Ama gayesi sadece memleketi ve milleti olan liderlerin yapabileceği hamlelerdir bunlar.

Bu şiir’i okuduktan sonra Rahmetli Türkeş’in gözümde ve gönlümdeki yeri değişti. Büyük adamların hamurunun çok farklı olduğunu, o zamanı gelince ortaya çıkacağını, nasılda mevcut zemin ve mekanın telakkilerinden fersah, fersah uzak da olduğunu anladım.

Bu mesele değişik zamanlarda hep zihnimi meşkül etti. Geçen trafikteyken yine aklıma geldi. Zihnimde yoğrulurken, yazma gerektiğine inandım. Kendi kanaat ve anlayışıma göre 20 yıllık mevzuyu değerlendirdim. Değerlendirmelerim kabiliyetim ve anlayışım ölçüsünde olmuştur.

29.08.2014

Avcılar-İstanbul

Bu Makaleyi Yazdır

Yazar: Nazmi Emin

Bu Makaleyi Paylaş

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir