Şeyhlikten Şahlığa; Safeviler

Bugün ki İran’ın dinamiklerini tanımak için Safevi döneminin bilinmesi icap eder. Ayrıca Sünni bir tarikattan İmamiye Şiası’na olan seyrini de incelemek lazım.

Safevi tarikatı ismini kurucusu olan Safiyüddin İshak Erdebili (Ö.1334) den almıştır. Azerbaycan’ın (bugünkü İran Azerbaycan’ı ) Erdebil şehrinde kurulup burada yayılması sebebiyle sufilerine, Erdebil Sufileri denmiştir. Safiyyüddin Erdebili’nin şeyhi İbrahim Zahid-i Gilani (Geylani), Zahidiye Tarikatının kurucusu olarak kabul edildiği için, şeyhi hayattayken Zahidiyye’nin bir temsilcisi olarak faaliyet gösterdi. Osmanlı coğrafyasında meşhur olan Halveti tarikatının Piri Ömer Halveti (Lahicani ) de Zahidiyye Tarikatına mensuptur.

Şeyh Safiyyüddin, Erdebil de Halkın çoğunu kendisine mürit yaptığı için şehirdeki manevi hayatını değiştirmiş, dönemin İlhanlı veziri tarafından da hürmet görmüştür. Şeyhin vefatından sonra vasiyeti gereği yerine oğlu Sadreddin-i Erdebili ( Ö.1392) geçti. İran kaynaklarında geçen ve Şeyh Cüneyt döneminde kullanılmaya başlanan seyitlik meselesi, Sadreddin-i Erdebili’nin Hacca gittiğinde Medine Sultanından atalarının soy zincirinin İmam-ı Musa Kazıma dayandığına dair bilgiler aldığı iddia edilmiştir. Bugünkü Türkiye deki Alevi dedelerine ait seyitlik meselesi, Şah İsmail’in döneminde bu dedelere verilen seyitlik beratı, yukarıdaki bilgilere dayandırılmıştır. Şeyh Safiyyuddin döneminde Güney Azerbaycan da Sünni mezhepleri yaygın olup Zahid-i Gilani de Hanbeli veya Şafi mezhebine mensuptu. Aynı durum Safeviyye dergâhı içinde geçerliydi.

Sadreddin Erdebili den sonra dergâhın başına oğlu Hâce Ali (Ö. 1429) dönemi tarikatın genişleme dönemidir. Bazı İran kaynakları Timur’un Ankara savaşı dönüşünde Erdebil’e uğradığı ve Hoca Ali den çok etkilendiği, Erdebil’in köyleriyle birlikte tarikata bağışlandığını ayrıca Hoca Ali’nin ricası üzerine elinde bulunun 3000 (bu 30.000 olarakta geçiyor) Türkmen esiri serbest bırakıldığı ve bunların bu tarikata intisap ettiği nakledilir. Bunların birçoğu daha sonra Anadolu’ya döndüğü, bunlar vasıtasıyla Teke yöresinde Hamitoğulları ve Karamanoğulları beyliklerinden birçok kişi Hâce Ali’ye intisap etti.

Bayramiyye tarikatının Piri Hacı Bayram Velinin mürşidi Somuncu Baba (Hamidüddin Aksarayı ) Hâce Ali’nin Anadolu da ki halifesiydi. Dolayısıyla Bayramiyye ve Celvetiye tarikat silsileleri Safeviyye silsilesine ulaşır.

Hace Ali’den sonra tekkenin başına “ Şeyh- Şah” diye bilinen oğlu İbrahim (Ö.1447) geçti. Tarikat onun zamanında İran’ın kuzeybatısı, Anadolu’nun doğusu ve Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Türkmen kabileleri başta olmak üzere geniş topluluğa yayıldı. Şeyh İbrahim’in ardından tarikatın başına geçen Şeyh Cüneyt (Ö.1460 ) ile birlikte bu tarikat siyasi yönü ağır basan durum aldı. Bu gelişme, tarikatta önemli mevkie sahip olan amcası “Şeyh Cafer“le arasının açılmasına sebep oldu. Şeyh Cafer’in ve Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah’ın baskılarına neticesinde Şeyh Cüneyt yanındaki sadık müritleriyle birlikte Erdebil’i terk etmek zorunda kaldı. Şeyh Cüneyt çevresindeki çoğunluğu Türkmen aşiretlerin oluşturduğu müritleriyle potansiyel bir güç haline geldi. Daha sonra Akkoyunlu devleti Hükümdarı Uzun Hasanın kız kardeşiyle evlenerek daha da güçlü hale geldi. Muhtemelen Uzun Hasanın da bu evlilik den beklentisi, Safevi dergâhını kontrolünde tutan Karakoyunlu Cihan Şah’a karşı güç ittifakı kurmak. Şeyh Cüneyt’in çevresindeki Türkmenlerle Şirvan Şahlarla giriştiği savaşta öldürülmesi üzerine geride kalan müritleri oğlu Haydar’ın etrafında toplandı. Şeyh Cüneyt ile birlikte Safeviyye Tarikatı Dini hüviyeti yanında siyasi bir misyona da sahip olmuştur.

Şey Haydar (Ö.1488 ) Safevi Tarikatının manevi liderliği yanında düşmanlarına karşı savaşma istekli geniş bir sufi – gazi topluluğu ile Akkoyunlu Hanedanlığı sayesinde Erdebil deki babasının kovulduğu dergâha yerleşti. Şeyh Haydar müritlerine on iki dilimli, üzerine beyaz bir tülbent sarılan sürahi biçiminde kırmızı bir taç ( tac-ı Haydar ) giydirmeye başladı. Bu başlığı kullananlara “ kızılbaş ” denildi. Bizim Anadolu Alevilerinin ismi buradan gelir. 19. Asırdan sonra bu isim Osmanlıda hakaret maksadıyla kullanıldığı için yerine “ Alevi ” kullanılmaya başlandı.

Şeyh Haydar dayısının kızı Halime Begüm ile evlenerek Akkoyunlu yönetimiyle bağlarını güçlendirdi. Babasının intikamını almak için Akkoyunluların vassalı olan Şirvan Şahlar ile savaşa girişmesi sonucu Akkoyunluları da karşısına almış oldu ve yapılan savaşta öldürüldü. Liderliğe önce büyük oğlu Ali onunda öldürülmesi sonucu yerine oğlu İsmail geçti (Şah İsmail ).

Şah İsmail Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye de ki Türkmen aşiretleriyle Erzincan da toplandı ve büyük bir güç oluşturarak Akkoyunluların Payı-tahtı Tebriz’i aldı (1501) ve Safevi devletini kurdu. Etrafında bulunan Türkmenler ile Safevi dergâhındakiler arasında çok fark vardı. Safevi dergâhı Ortodoks bir yapıya sahipken etrafındaki Türkmenler kalenderi (heterodoks- cemaat dışı) idi. Artık bir devlet olmuştu ona bir hukuk lazımdı, bunun için çevresindekilerin tavsiyesiyle İmamiye Şiiliğinin resmi mezhep kabul etti. Kum ve Necef’ten mollalar getirtti. İşte Sünni İran’ın Şiilik serüveni ve aynı zamanda Anadolu da ki Türkmenlerinde kalenderi yapısının üzerine Şia aşısı yapılması bu devirde başladı.

15.03.2014, Avcılar, İstanbul

Nazmi Emin

Bu Makaleyi Yazdır

Yazar: Nazmi Emin

Bu Makaleyi Paylaş

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir