İran – Persiya – Fars ve Acem

İran kelimesi Arya’dan geliyor. Asyadan gelen bu kavimlerin bir kolu Hindistan’a, bir kolu Kuzey den Avrupa’ya, Bir kolu’da M.Ö. 1000 li yıllarda İran platosuna geliyor. İşte İran bu kabilelerin yaşadığı coğrafyanın ismidir’ki, bu coğrafya; Mezopotamya düzlüklerinden Ceyhun Nehri’ne ve güneyde Hint okyanusuna kadar uzanır. Batı sınırını belirleyen Zağros sıradağ kütlesi İran platosunu Mezopotamya düzlüklerinden ayırır. Kuzey sınırında ise Elburuz Dağlarıyla birlikte Kafkaslara kadar uzanır. İran platosunun doğu sınırı ise Hindikuş dağlarına uzanır. Oradan güneye dönerek İndus Vadisinden Hint Okyanusuna, Umman körfezine ve Basra körfezine kadar uzanır. Bu geniş bölge günümüz İran, Azarbaycan, Afkanistan devletlerinin tamamını, Güney Türkmenistanı ve Pakistan’ın batı yarısını oluşturur. Antik Ahameniş, Part ve Sasani İmparatorlukları bu platonun merkezini yurt edinip sık sık batısında ve doğusunda geniş toprakları istila etti.

Bu gün İran diye bildiğimiz coğrafi bölge M.Ö. 6. Yüzyıldan 20. Yıla kadar Perslerin ülkesi manasında Persiya diye de kullanılır. Eski döneme ait haritalarda da bunu görmek mümkün. Aslında Persler bu bölgeye kuzeyden göç eden kabilelerden birisi. Fakat M.Ö. 559 li yıllar da Büyük Kuriş- Kiros tarafından kurulan Ahameniş imparatorluğu, daha önceleriyle kıyaslanmayacak ölçüde büyük ve farklıydı. Daha sonra kurulan imparatorluklara kurum ve sistemiyle model oldu. Tarihçilerin, tarihin en büyük dört imparatoru dediklerinin ikisi (Büyük Kuriş- Kiros ve 1. Darius ) bu imparatorluğun krallarıydı (M.Ö. 559-330). İster Asur olsun İster Mısırda kralların kazandıkları zaferler kayalara veya dikili taşlara hakkedilirdi. Oralarda ki manzara kralın ayağının altında ezilen düşman figürleri vardı. İlk kez bir imparator (Büyük Kuriş- Kiros) kazandığı büyük zaferlerin ardından bu tür kaya kabartmaları yerine, ilk insan hakları beyannamesi diye adlandırılan beyannamesini bir silindir üzerine yazıyor. Bugün Kiros silindiri adıyla British Müzesinde olup bir kopyası da New York da ki Birleşmiş Milletler karargahında dır.  Bir başka yönüyle Çin hariç, tarihteki bütün medeniyetleri tek imparatorluk etrafında topluyor. Hind, Med, Babil, Yahudilik, Fenike, Mısır, Lidya ve Yunan medeniyetlerinin kurulduğu topraklar, Persler’in (Ahameniş Hanedanlığı) hükümranlığı altına giriyor ve ülkeler arası  bilim ve sanat alışverişi kolaylaşıyor.

Konumu ne olursa olsun, İran topraklarına duyulan bağlılık modern milliyetçiliğin çok öncesine dayanır; hatta başlangıcı Ahamenişlere kadar uzanır. Bu geniş değişken ve güzel topraklar daima sevilmiştir.

Arapça 9. Yüzyıldan 16. Yüzyıla kadar bilim dili olduğundan o dönemde dünyayı etkilemiş hatta daha fazlada Müslüman coğrafyaya nüfuz etmiştir. Araplar Pers’e Fars demişler çünkü Pers kelimesindeki “P” harfi Arapça da olmadığı için; tıpkı Antik Yunan Filozofu Platon’a Eflatun denmesi gibi. Bundan dolayıdır ki bizlerde Pers’den ziyade Fars kelimesini kullanıyoruz.

Farsça Ahamenişler den itibaren (M.Ö. 559 ) imparatorluk dili olduğundan ortak dil hükmüne geçmiş, bu coğrafyada kurulan diğer devletler de bu dili kullanmıştır. Ayrıca gelişmiş bir dil olduğundan çevre ülkeleri de etkisi altına almış, özelliklede edebiyatta. Mesela Osmanlıda edebiyat dili farsça olduğundan bizde çok Farsça kelimeler var bundan dolayıdır ki şiirimizi çok etkilemiş. Daha da ötesi Türklerin Müslüman olması İranlı Tüccar ve Mutasavvıflar vasıtasıyla olduğu için bir çok dini terimlerde farsçadır; Namaz, Oruç, Abdest, Peygamber gibi. Farsça bu topraklarda bugünde dahil yaşayanların severek kabullendiği büyülü bir dildir. Bu kadar istilalara ve kılıç gücüne karşı koymuş, gelenleri hep kendi potasında eritmiş adeta coğrafyayla bir bütün olmuştur. Herhalde hiç mübalağa yapmadan söyleyebiliriz ki İran Farsça konuşanların ülkesidir.

Acem; Arapça düzgün, fasıh konuşamama manasında olup daha sonraki devirlerde fasıh konuşsun konuşmasın, Arap olmayan kimse demektir ki bu manada Hz. Peygamber tarafından Veda Hutbesinde de kullanılmıştır. Eski Yunanlılar kendileri dışındaki toplumları barbar diye adlandırmaları gibi Araplarda Arap olmayanlar için acem kelimesini kullanmışlardır. Yunanlılar ve Araplar ilk başlangıçta kendileri hakkında bu kelimeyi kullandığı toplumlar komşularıydı. Bu bakımdan acem kelimesi, ilk İslami fetihler sırasında özel manada İranlılar için kullanılmıştır. Bu dönemde, fatih Arapların bunlara siyasi ve sosyal üstünlüklerini ifade eden aşağılayıcı bir manada verdikleri acem kelimesi, 9. Yüzyıldan itibaren, Arap olmayan toplulukların ve özellikle İranlılar’ın İslam dünyasında sosyal ve kültürel alanda olduğu gibi politik alanda da güç kazanmalarıyla birlikte, sadece etnik ve coğrafi bir ayrım ifade eder olmuştur. Bu çerçevede Selçuklular, devrinden itibaren İsfahan, Hamedan ve Tahran arasında kalan merkezi İran için İrak-ı Acem, İrak olarak bilinen Mezopotamya bölgesi içinde İrak-ı Arab tabiri kullanılmaya başlamıştır. Daha sonraki dönemlerde acem kelimesi İran’ın bütünü için kullanıldığı gibi, Farsça da da Türkçede de İran, İranlılar manasındadır.

Osmanlı – Safevi döneminden itibaren sıkça kullanılan bu ifade ilk kullanılışı dışında Azeri Türklerini tarif etmiş ve dönemin münasebetlerine uygun mana verilmiştir. Hatta bugün ansiklopedilere baktığımızda, Acem lakabıyla zikredilenlerden hep Azeri Türkleri kastedilmiştir.

Avcılar, İstanbul

Nazmi Emin

Bu Makaleyi Yazdır

Yazar: Nazmi Emin

Bu Makaleyi Paylaş

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir