Anadolu Aleviliğinin Teolojsi

Anadolu Alevilik, diğer itikadi İslam mezhepleri gibi, teolojik tartışmaların ve fikri ayrılıkların ürünü bir mezhep değildir. Tamamıyla sosyo-ekonomik ve siyasi şartların tabii seyrinden oluşan Müslümanlık tarzı olduğundan, teolojisi de o minval üzere oluşmuştur.

Alevilik teolojisi, bağdaştırmacı bir yapıdır; yani orta Asya’dan Balkanlar’a, 10. Yüzyıldan zamanımıza kadar uzanan çok geniş bir zaman ve mekan boyutunda, bütün bu mekanların inanç ve kültürlerinden ala ala tabii olarak kendiliğinden gelişmiş bir teolojidir. Bu işlenmiş, kitabi ve sistematik bir yapı olmayıp, mitolojik ve şifahidir.

Başka bir ayrıt edici özelliğiyse, teolojisi, açık ve net kavramlar kullanmayan sembolist ve koyu mistik yapıdır. Kavramlarını sembollerle ifada etmesi, yaklaşık bütün tarihi boyunca kendini serbest ve açıkça ifade edememiş,  gizlenmek zorunda kalmıştır. Bu sebeple cemaat dışındakilerin anlayamayacağı ifadelere başvurulmuştur.

Bu vasıfları, onun tarihi sosyal tabanının toplumsal yapısından ileri gelmektedir. Bunlar büyük çoğunlukla okuma yazmayla tanışmamış, boy geleneklerine ve örflerine sımsıkı bağlı bir toplumsal yapı sergileyen ve mitolojik sözlü bir kültürü, kat-ettiği geniş coğrafyada rastladığı değişik motiflerle beslenerek, gittiği her yere birlikte taşıyan bir kitle tarafından temsil ediliyordu. Bunlar aynı zamanda dini lider olan boy başkanlarının, dini ve siyasi otoritelerinin meşruiyet kaynağı da, bu mitolojik teolojidir.

Kronolojik olarak bu teolojinin esasını ilk önce, başlangıcını iyi bilmediğimiz, Çok eski devirlerden beri şifahi kanalla süzülüp gelen, geniş ölçüde başta Gök Tanrı kültü olmak üzere, onun yanında yer alan “Yer-sub” denilen çeşitli tabiat kültlerinin ağırlıkta bulunduğu, adına 19. Yüzyıldan itibaren Batılılarca Şamanizm denilen yarı dini-yarı büyü, ama hiç şüphesiz güçlü bir mistik karakter arzeden bir inanç dünyası oluşturuyordu.

Şamanizm’deki bu Gök Tanrı ve Yer-sub kültü, göçebe Türkler arasında esas olarak kendini öteki dinlerin içinde de onların kalıplarına uygun olarak sürdürebilecek kadar güçlü kültlerdi. Bu güçlü Mistik temelin üzerine, yukarıda söylendiği gibi, 8. Yüzyılda Uygurlar başta olmak üzere, muhtelif Türk boyları, Budizm ve Maniheizm’i eklediler. Bunların etkileri hem eski mitolojiye ve ihtiva ettiği inançlara, hemde bu inançların gerektirdiği ritüellere,  bir daha hiç silinmeyecek yeni unsurlar ekleyecek kadar büyük oldu. Göçebe şifahi geleneğin Şamanist mitolojisine, 8. Asır ve müteakip yüz yıllardan itibaren, bu iki mistik dinin, etkilerini İslami dönemde de silinmeyecek, ancak İslami kalıplarla ifadelendirilerek sürdürülecek olan mistik mitolojisi eklendi. Alevilik – Bektaşilikteki “eline, diline, beline sahip olmak” prensibi ile “ikrar ayini” ritüeli’nin temeli, bu dönemde Maniheizm’in etkisiyle atıldı. Aleviliğin teolojisinin İslami dönemde iki karakteristik inancını oluşturan hulul(vücut bulma- inkarnasyon), tenasüh(ruhların göçü- reenkernasyon) ve hatta ruhun kalıp değiştirmesi(don değiştirme- metamorfoz)bu dönemde bütün materyaliyle Budizm den geçen unsurlardır. Belki şunu da söyleyebiliriz ki Alevilikteki güçlü mehdici (mesiyanik)telakki, bu dönemde Manihezm ile birlikte Türklerde kök salmış.

10. yüzyılda Orta Asya’ya ulaşan popüler İslam’ın sufiliğin süzgecinden geçmiş teolojisi, Şamanizm’in, Budizm ve Maniheizm’in birbiri içine girmiş işte bu mistik mitolojileri üstüne geldi ve onlarla birleşti. Alevilik mitolojisinin koyu mistik karakterinin kökleri bu döneme kadar gider. İşte bu bir teolojik imtizaç (bağdaştırma) dır. Türk heterodoks (cemaat dışı – kabul edilmiş dini kurallara aykırı) İslami denen yapı böyle başlamıştır. 11. Yüzyılın sonlarından itibaren özellikle 13. Yüzyılda ki göçlerle Anadolu’ya gelen, sonra 15. Yüzyıldaki Osmanlı fetihleriyle Balkan topraklarına geçen heterodoks yapı budur. Bu yapının Sünni teoloji gibi teologları ve sistematik kitapları yoktur. Lakin burada özellikle hatırlanması gereken mesele, henüz Hz Ali kültü ve bağlı kültler yoktur, bu henüz bildiğimiz Alevilik değildir. Ama Alevilik bu İslam anlayışı üzerinde oluşacaktır, teolojisi de bu belirtilen kültlerin eklenmesiyle şekillenecektir.

10. yüzyılın başlarında Şah İsmail (Safeviler ve Anadolu Aleviliği ”Kızılbaşlik”, ayrı bir yazıyla ileride ele alınabilir) marifetiyle 12 İmam mezhebinin bu yapıya uyarlanması sonucu, söz konusu teolojinin tarihi gelişim sürecindeki en büyük inkılap gerçekleşti. Hz Ali kültü bu teolojinin merkezine oturdu. Prof. İrina Melikoff’un ifadesiyle, İslam öncesi dönemin “Gök Tanrı kültü, Hz Ali kültüne” dönüştü. Böylece Aleviliğin teolojisinin oluşum süreci bugün bildiğimiz klasik yapısıyla tamamlanmış oldu. Lakin burada önemli bir nokta varki, Hz Muhammed’in yerini, bu teolojinin mistik esprisi belirliyordu. İslam mistisizminin ana yapısını belirleyen “mürşit-mürit” kalıpları, Hz Muhammed ve Hz Ali’ye uyarlandı. Nübüvveti temsil eden birincisi, tıpkı “Hz Musa – Hızır” ilişkisine benzer bir şekilde, “velayeti” temsil eden ikincisine göre daha alt konuma yerleştirildi. Tıpkı Hızır’ın bazı mutasavvıflar nezdinde Hz Musa’ya aslına vakıf olmadığı bir takım gerçekleri öğreterek adeta peygamberden daha üstün pozisyonda onun mürşidi konumunu işgal etmesi gibi. Hz Ali de aynı mürşit konumunda Hz Muhammed’e bazı velayet gerçeklerini öğretiyordu. Ünlü “kırklar meclisi ve mirac” menkıbelerine dikkatli bakıldığı zaman bu meselenin çok iyi yansıdığı görülür.

11. yüzyıla kadar bu teolojinin sıkı korunan şifahi niteliği, özellikle 16. Yüzyıldan itibaren artık yazıya geçmeye başladı. Bu teolojinin kaynakları yukarıda zikredildiği gibi sistematik teolojik metinler değil, menkibename ve nefeslerdeki gibi, menkibe ve deyişlerden oluşan metinlerdi.

Geniş bilgi için, Ahmet Yaşar Ocak’ın “Türk Sufiliğine Bakışlar” isimli eserine bakılabilir. yukarıdaki yazı bu kitabdan yapılan alıntılardır.

-Yukarıdaki Alevilik: 19. Asra kadar Kızılbaşlık ismiyle maruf Türk Aleviliğidirki, Şia ve onun türevlerine ait hiçbir tarif yoktur.

16.02.2014, Beylikdüzü, İstanbul

Nazmi Emin

Bu Makaleyi Yazdır

Yazar: Nazmi Emin

Bu Makaleyi Paylaş

Yorumunuzu Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir